RELATIVE in Turkish translation

['relətiv]
['relətiv]
akraba
relative
kin
family
relation
unrelated
related
in-laws
kinsmen
kindred
göreli
relative
relativistic
saw
bağıl
relative
görece
relatively
comparatively
nispeten
relatively
comparatively
slightly
akrabası
relative
kin
family
relation
unrelated
related
in-laws
kinsmen
kindred
göreceli
relatively
comparatively
bağı
bond
connection
link
connective
vineyard
ligature
ligament
attachment
ties
bound
izafi
nispi
akrabam
relative
kin
family
relation
unrelated
related
in-laws
kinsmen
kindred
akraban
relative
kin
family
relation
unrelated
related
in-laws
kinsmen
kindred
görecelidir
relatively
comparatively
bağım
bond
connection
link
connective
vineyard
ligature
ligament
attachment
ties
bound

Examples of using Relative in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Time And Relative Dimension In Space.
Uzaydaki zaman ve izafi boyut.
He is not a blood relative.
Çünkü kan bağı yok.
That's not a relative of yours, is it?
Akraban değil, değil mi?
And he's the only relative I have.
Sahip olduğum tek yakınım o.
And Meredith is a blood relative of Lizzie Borden.
Ve Meredithin Lizzie Borden ile kan bağı var.
That's Time And Relative Dimension In Space.
Uzaydaki zaman ve izafi boyut.
I don't mean to say bad things about your relative, but I don't understand.
Akraban hakkında kötü şey söylemek istemiyorum ama anlayamıyorum.
You would already left behind the relative safety and innocence of youth.
Gençliğin görece güvenliğini ve masumiyetini geride bırakmıştın.
That's not a very nice way to talk about my only living relative, chip.
Tek yaşayan akrabam hakkında bu şekilde konuşman hiç hoş değil, Chip.
Blood relative.
Kan bağı.
Tyler is my only living relative.
Tyler, hayatta olan tek yakınım.
Time And Relative Dimension In Space.
Uzayda zaman ve izafi boyutlar.
If the kidnapper not a relative, requirements hear you soon.
Eğer bunlar akraban değilsen, yakında talepleri için seni arayacaklardır.
All right is relative, right?
İyi olmak görecelidir, değilmi?
The relative safety and innocence of youth. You would already left behind.
Gençliğin görece güvenliğini ve masumiyetini geride bırakmıştın.
I put your name down in my service record as my closest relative.
Sicil kaydıma en yakın akrabam olarak senin ismini yazdırdım.
Does he happen to be your relative, by chance?
Senin akraban olma ihtimali var mı?
But you are my only true blood relative, Oswald. Previously on Gotham.
Ama sadece seninle kan bağım var Oswald. Gothamın önceki bölümlerinde.
But stupidity is relative.
Ancak aptallık görecelidir.- Aslında.
Nor a relative. Aren't you tired of this?
Akrabam da değilsin. Hâlâ bıkmadın mı?
Results: 1554, Time: 0.0615

Top dictionary queries

English - Turkish