UNPLANNED in Turkish translation

[ʌn'plænd]
[ʌn'plænd]
planlanmamış
plot
scheme
beklenmedik
unexpected
unforeseen
unlikely
unusual
sudden
unpredictable
surprise
expected
unanticipated
abrupt
plansız
plot
scheme
planlı
plot
scheme
planda
plot
scheme

Examples of using Unplanned in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Freaky and unplanned.
Tuhaftır ve planlanmış değildir.
That and an unplanned pregnancy.
O ya da istenmeyen hamilelik.
Was spontaneous and unplanned?
Buna rağmen saldırı doğal ve planlanmamış mıydı?
Unplanned emotional disclosures could have. how crucially important this moment is I just want to impress upon you and how many potentially devastating consequences.
Anlamanızı istiyorum. planlanmamış duygusal açıklamaların yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini Bu anın ne kadar kritik olduğunu.
While Catalina and Diego were out preparing my third unplanned wedding, I was trying to find Randy, whose feelings I would accidentally hurt… again.
Catalinayla Diego, benim üçüncü beklenmedik evliliğimi hazırlarken, ben, duygularını kazayla tekrar incittiğim Randyi arıyordum.
I just want to impress upon you… and how many potentially devastating consequences… how crucially important this moment is… unplanned emotional disclosures could have.
Anlamanızı istiyorum. planlanmamış duygusal açıklamaların yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini Bu anın ne kadar kritik olduğunu.
Unplanned emotional disclosures could have. and how many potentially devastating consequences I just want to impress upon you how crucially important this moment is.
Anlamanızı istiyorum. planlanmamış duygusal açıklamaların yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini Bu anın ne kadar kritik olduğunu.
Earl While Catalina and Diego were off preparing'my third unplanned wedding… I was tryin'to find Randy, whose feelings I would accidentally hurt… again.
Catalinayla Diego, benim üçüncü beklenmedik evliliğimi hazırlarken, ben, duygularını kazayla tekrar incittiğim Randyi arıyordum.
Compared to the conquest of England, it was unplanned and unorganised, but just as permanent.
İngilterenin fethine kıyasla plansız ve dağınık olsa da aynı derecede kalıcı ve etkili olmuştur.
How crucially important this moment is unplanned emotional disclosures could have. and how many potentially devastating consequences I just want to impress upon you.
Anlamanızı istiyorum. planlanmamış duygusal açıklamaların yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini Bu anın ne kadar kritik olduğunu.
extensive grazing, unplanned road construction
geniş otlatma, plansız yol yapımları
That would be NASA, NORAD, the UN, and NATO… all wanting to know about the unplanned missile launch.
Arayan NASA, NORAD, BM ve NATOdur hepsi planda olmayan füze fırlatımı hakkında bilgi almak istiyor.
And how many potentially devastating consequences unplanned emotional disclosures could have. I just want to impress upon you how crucially important this moment is.
Anlamanızı istiyorum. planlanmamış duygusal açıklamaların yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini Bu anın ne kadar kritik olduğunu.
By"inartificial", Evelyn meant unplanned and makeshift, the result of organic growth and unregulated urban sprawl.
Doğal sözcüğü ile Evelyn plansız ve önlemsiz olarak, kentin çarpık bir kentleşme ile büyüdüğünü kastetmiştir.
Unplanned emotional how crucially important this moment is… and how many potentially devastating consequences… I just want to impress upon you.
Anlamanızı istiyorum. planlanmamış duygusal açıklamaların yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini Bu anın ne kadar kritik olduğunu.
So, Heidi Custer could be another victim like Lily Xiaoping-- a spur-of-the-moment, unplanned kill by a cornered Jekyll, who was simply trying to avoid capture.
Yani Heidi Custer, başka bir kurban olabilir. Tıpkı Lily Xiaoping gibi. Köşeye sıkışan Jekyllin yakalanmaktan kaçmak için plansız bir cinayeti olabilir.
that was for small, unplanned jobs.
Ama hepsi küçük, plansız işlerdi.
including, occasionally, an unplanned flying shoe!
bazen, plansız fırlayıp giden bir ayakkabı!
An unplanned stop to refuel… in the Cayman Islands. But on the way back, his plane made.
Ama dönüş yolunda uçağı yakıt almak için planlanmamış bir iniş yapmış.
But on the way back, his plane made an unplanned stop to refuel… in the Cayman Islands.
Ama dönüş yolunda uçağı yakıt almak için planlanmamış bir iniş yapmış.
Results: 95, Time: 0.0599

Top dictionary queries

English - Turkish