YOU WARNED in Turkish translation

[juː wɔːnd]
[juː wɔːnd]
uyardın
to warn
to alert
a heads-up
to caution
warning
to stimulate
to forewarn
stimulation
uyarmıştın
to warn
to alert
a heads-up
to caution
warning
to stimulate
to forewarn
stimulation
uyardığın
to warn
to alert
a heads-up
to caution
warning
to stimulate
to forewarn
stimulation
uyardığını
to warn
to alert
a heads-up
to caution
warning
to stimulate
to forewarn
stimulation

Examples of using You warned in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
One thing I don't get-- you warned Emily about Ogilvy.
Anlamadığım bir şey var. Emilyi, Ogilvy hakkında uyardın.
No, because you warned me about the danger, and I didn't listen.
Hayır, beni uyardığın hâlde dinlemediğim için.
Listen, I know you warned me.
Dinle, beni uyardığını biliyorum.
You warned me about this.
Beni bu konuda uyarmıştın.
Besides, you warned me.
Ayrıca, beni uyardın.
This the man you warned us about did this? He's dead.
Bizi uyardığın adam mı yaptı? Ölmüş.
Now I understand why you warned me about him.
Şimdi neden beni ona karşı uyardığını anladım.
You warned me about your wife when I went in your son's room.
Oğlunuzun odasına girdiğimde beni karın hakkında uyarmıştın.
You warned me to grow favor.
Bana yaranmak için beni uyardın.
It was that marshal you warned us about.
Bizi hakkında uyardığın şu şerif.
Now I know why you warned me against my brother.
Beni kardeşime karşı neden uyardığını şimdi anladım.
No, you warned me.
Hayır, beni uyarmıştın.
No, you warned me that he was smart.
Hayır, beni onun zeki olduğu ile ilgli uyardın.
This the man you warned us about did this?
Bizi hakkında uyardığın adam mı yaptı bunu?
If I told Amanda you warned Nikita about dear old Dad you might just lose your head.
Aslında öylesin. Amandaya, senin Nikitayı uyardığını söylersem kafanı kaybedersin.
You warned me about your wife when I went into your son's room.
Oğlunuzun odasına girdiğimde beni karın hakkında uyarmıştın.
You warned me that he was smart.
Beni o akıllı diye uyardın.
I think they ate too many of those little hearts you warned me about.
Beni uyardığın o zararlı kalplerden çok fazla yemişler sanırım.
They will know you warned me.
Arkadan çıkarsam beni uyardığını anlarlar.
Yes, it is. You warned me, John.
Evet, benim. Beni uyarmıştın John.
Results: 179, Time: 0.0341

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish