KEDER in English translation

grief
keder
acı
üzüntü
hüzün
yas
yası
acının
matem
kederlenmek
kahrımı
sorrow
keder
üzüntü
acı
hüzün
acının
üzülmüş
matem
dert
sadness
üzüntü
hüzün
keder
acı
mutsuzluk
despair
keder
umutsuzluk
çaresizlik
ümitsizlik
biçare
woe
yazık
vay
eyvah
vah
keder
vay haline
artık vay haline
pain
acı
ağrısı
acının
ağrı
acın
heartbreak
keder
kalp kırıklığı
üzüntüden
aşk acısı
gönül yarası
kalp yarası
yürek acısının
heartache
keder
kalp ağrısı
kalp kırıklığı
gönül yarası
kalp acısı
aşk acısı
yürek acısı
üzüntü
kalp sızısı
grieving
mahzun
üzmesin
üzülme
yas
tasalanma
yasını
kederin
üzüntü
hüzne kapılma
acı çekmek
anguish
acı
ızdırap
ıstırap
keder
üzüntüden
acının
sıkıntısı

Examples of using Keder in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Dağ dışarıya hastalık, keder ve delilik saçmış.
The mountain spit forth disease, despair, and insanity.
Bazıları bu aileye bakınca sadece trajedi… ve keder görür.
Some people would look at this family and see only tragedy and heartbreak.
Bir kere daha Keder Hastalığı olsun.
Yield once more to the Contagion of Woe.
O keder toplantısına gitmeniz gerek.
You should go to that grieving gathering they're throwing.
Acı, keder, endişe yoktu.
No pain, no anguish, no anxiety.
Mutluluk ve keder den farklıdır.
It's unaware of happiness and pain.
Sıcaklık, acı, keder, yaralanmalar ve benzeri şeyler.
Warmth, pain, sadness, injuries, all sorts of things.
Bunlar ardımızda bıraktığımız anılarımız,… ölüm, keder, kaos.
Death, despair, chaos. These are the memories we left behind.
Bazıları bu aileye bakınca sadece trajedi… ve keder görür.
And see only tragedy And heartbreak.
Bir kere daha Keder Hastalığını yay.
Yield once more to the Contagion of Woe.
Keder, aşağılanma, dayanılır gibi değildi.
The pain, the humiliation, was unbearable.
Biraz keder, biraz öfke, Biraz inkar… Aslında böyle hissetmen normal.
It's natural for there to be some grieving, some anger, some denial.
Keder yok yalnızca aşk var.
There's no sadness, only love.
Eksiklikler, ızdırap, keder, ölüm.
Nothing but shortcomings, misery, anguish, death.
ıstırap ve keder doluydu.
misery and despair.
Ve keder de onları birbirlerine yakınlaştırmış gibiydi.
And pain seemed to bring them closer.
Rus şarkıları keder için diğerlerinden çok daha fazla uyumlu oluyor!
Russian songs are very suited to sadness. More than any others!
Gel buraya ey keder.
Oome hither, anguish.
Derler ki bir cesedi gömdüğünde keder süreci başlar.
Once you bury a body, the grieving process begins.
Yeryüzü, göz alabildiğine terkedilmiş… ve keder doludur.
And full of despair. As far as the eye can see, the land is desolate.
Results: 761, Time: 0.0402

Top dictionary queries

Turkish - English