SOLAN in English translation

solon
solan
fading
solmaya
kaybolmaz
solgun
kayboluyor
yok
kararır
withering
solar
kuruyor
wilting
solgunluk
solmasını
solabilir
asla
fades
solmaya
kaybolmaz
solgun
kayboluyor
yok
kararır
withered
solar
kuruyor

Examples of using Solan in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Seni seviyorum, Solan.
I love you, Solon.
Yolda tümsekler, açıp solan çiçekler.
Bumps on the road while flowers blossom and wither.
Sen bu solan ota gül ağacı mı diyorsun?
You call this dying weed a rosebush?
Anthony Solan isimli bir adamdan geliyor.
It comes from a man named Anthony Solan.
Solan çiçekleri niye koparırız, biliyor musun?
Do you know why we cut off the blooms that are faded?
Solan ağaç Aşk.
And fading tree Love.
Diyorlar ki; Eğer solan çiçeklere iltifat edip onları okşarsan iyileşiyorlarmış.
They say that if you complement and flatter flowers that have withered, they recover.
Solan ağaç.
And fading tree.
Solan kalp için.
For a heart that wanes.
Solan kalpler için.
For a heart that wanes.
Beyaz akasya, solan çiçek….
The wilting flower Of the white acacia.
Solan-- tek oğlum-- birisi onun zamanının geldiğine karar verdi,
Solon, my only son… His rightful time came when someone else decided it should.
kırmızı dünya solan gök, solan yer, yeşil köksüz otlar.
red earth, fading sky and fading land, rootless grass.
Solan öldüğü zaman tam olarak hissedeceği şey de bu… bıçaklanmış, kalbinden bıçaklanmış.
And that's exactly how she will feel too when Solon dies Stabbed, stabbed through the heart.
Hilal ay, kırmızı dünya, solan gök, solan yer, yeşil köksüz otlar, yakında.
Crescent moon, red earth, fading sky and fading land, rootless grass, it's near.
Ve onun hizmetkârı olarak yeniden doğsun. Işığı solan annen, daha yüce bir diyarda Raonun ışığını bulsun.
And be reborn a servant unto him. may she find Rao's in the higher plane As your mother's light fades.
Onu yavaşça bulunduğu yerden çıkardı ve… kan kırmızısı güneşlerin solan ışığı altında ona baktı.
Slowly he withdrew it and held it before him… in the fading light of the blood-red suns.
Burada yaşamaya devam edeceksin solan ağaçların altında, ıstırabına mahkûm kalarak bütün dünya değişene dek
Here you will dwell bound to your grief under the fading trees until all the world is changed and the long years
Yıl sonra solan hatıralar dışında ve David, tüm detayları hatırlayamayabilir.
Except, after 70 years, memories fade, and David might not be remembering all the details.
Tarlada solan bir gül gibi, seçilmiş biriyim.
Like wilting rose in field, I am the chosen one.
Results: 6030, Time: 0.0263

Top dictionary queries

Turkish - English