SOLUK in English translation

pale
solgun
soluk
açık
beyaz
sönük
renginiz solmuş gibi
benzi solmuş
faint
zayıf
soluk
baygın
belirsiz
sönük
silik
hafif
bitkin
bayıl
bayılan
breath
nefes
soluk
solunum
pasty
solgun
soluk
hamur gibi
mantı
macun
böreği
faded
solmaya
kaybolmaz
solgun
kayboluyor
yok
kararır
pallid
soluk
solgun
respiration
solunum
soluk
nefes
dingy
pis
kirli
sürekli
soluk
sönük mü
karanlık
breaths
nefes
soluk
solunum
fainter
zayıf
soluk
baygın
belirsiz
sönük
silik
hafif
bitkin
bayıl
bayılan
paler
solgun
soluk
açık
beyaz
sönük
renginiz solmuş gibi
benzi solmuş

Examples of using Soluk in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Soluk sahil farelerinin nesli tükendi.
The pallid beach mouse is extinct.
Soluk alışını duyuyorum.
I hear your breath.
Soluk dümdüz.
Breaths straight… straight.
Nabız 190. Soluk yavaşlıyor.
Pulse, 190. Respiration slowing.
Çok eski, bölünmüş, soluk.
It was very old, torn, faded.
Bay McCain daha soluk duruyor. Haydi.
Mr. McCain looks paler… much. Come on.
O soluk mülayimliğinin arkasına saklanıyordu.
He was hiding it beneath all that pasty blandness.
Soluk alır almaz seni sallamaya devam edeceğim.
Going back to shaking you as soon as I catch my breath.
Nabız 190. Soluk yavaşlıyor.
Respiration slowing. Pulse, 190.
Yani, bazen görüyorum… ama bunlar çok dünyevi, çok soluk.
But they're so mundane, so pallid.- Well, sometimes I dream.
Benim için yavaş ve derin soluk almanı istiyorum.
I want you to take some slow deep breaths for me.
Bay McCain daha soluk duruyor.
Mr. McCain looks paler… much.
Benim tek genetik mirasım soluk tenim ve neşeli kişiliğim.
The only thing I inherited was pasty skin and my bubbly personality.
Azalan soluk sesi sağ tarafta daha yankılı. Hava vereceğim.
Decreased breath sounds hyperresonant on the right. I will decompress.
Soluk düz. 2 derece sola. 10 soluk ileri.
Breaths straight… 2 degree left… 10 breaths ahead.
Yani, bazen görüyorum ama bunlar çok dünyevi, çok soluk.
Well, sometimes I dream, but they're so mundane, so pallid.
Renkler daha soluk.
Colors are paler.
Üzerini örtmezsen o soluk tenin cayır cayır yanacak.
That pasty skin's gonna get burned if you don't cover up.
Biri soluk bile alamadan öldü diğerini de Constance çaldı.
One of them never even took a breath, and Constance stole the other one.
Bacanak, 8 soluk dümdüz.
Brother-in-law, 8 breaths straight.
Results: 607, Time: 0.0562

Top dictionary queries

Turkish - English