BUBBLING in Turkish translation

['bʌbliŋ]
['bʌbliŋ]
kabarcık
bubble
blister
bubbly
blob
köpüren
fokurdayan
bubbling
baloncuk
balloon
bubble
blimp
ball
puffer
balón
b'loon
kaynayan
boiling
seething
simmering
bubbling
swarmed
is teeming
sızıyordu
was seeping out
bubbling
she used to fall asleep
was leaking
kabarcıkları
bubble
blister
bubbly
blob
kabarcıklar
bubble
blister
bubbly
blob
fokurduyor

Examples of using Bubbling in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
The cauldron was steaming and bubbling.
Kazan, buhar çıkarıp köpürüyor.
Do you remember the bathtub bubbling on the stove?
Sobanın üzerindeki küvetten çıkan kabarcıkları hatırlıyor musun?
It's bubbling and turning brown.
Fokurduyor ve kahverengi oluyor.
Then what's that bubbling and pitting on the periosteum?
O zaman kemik dış zarındaki bu kabarcıklar ve oyuklar ne?
Huge storms of material bubbling and boiling.
Malzemelerden oluşan büyük fırtınalar kaynıyor ve köpürüyor.
The toilet's bubbling.
Tuvalet fokurduyor.
Whole sea bubbling.
Bütün deniz fokurduyor.
Now, watch the sauce of bubbling red and see the life you could have led.
Şimdi, sosun kırmızı kabarcıklarını izle ve hayatının nasıl sürebileceğini gör.
What is that bubbling sound?
Bu fokurdama sesi ne?
It's hard to believe bubbling yogurt is popular anywhere.
Kabarcıklı yoğurtun her hangi bir yerde meşhur olmasına inanmak zor.
I bet that's where they keep all the bottles filled with bubbling potions.
Bahse girerim zehirli kabarcıklarla dolu olan şişelerin hepsini orada saklıyorlardır.
The whole sink started bubbling over.
Tüm lavabo köpürmeye başladı.
That's it, bubbling away.
İşte bu, baloncuklarla gidiyor.
When you shine light on them, you can see them bubbling.
Uzerlerine isik tuttugumuda baloncuklar cikardiklarini goreceksiniz.
Bubbling pools where life could have started as well.
Yaşamın başlamış olabileceği balonculuklu havuzlar.
It's not bubbling.
Sorun yok, köpürenlerden değil.
Fear bubbling just beneath the skin of this city.
Bu şehrin cildinin hemen altında kabarcıklanma korkusu.
Fear bubbling just beneaththe skin of this city.
Bu şehrin cildinin hemen altında kabarcıklanma korkusu.
It's always boiling and bubbling.
Herzamn kaynamakta ve köpürmektedir.
Bubbling with the blood of young boys.
Olen genc adamlarin kanlariyla.
Results: 91, Time: 0.0638

Top dictionary queries

English - Turkish