FULL-TIME in Turkish translation

[fʊl-'taim]
[fʊl-'taim]
tam gün
full-time
full day
whole days
fulltime
sürekli
always
all the time
keep
constantly
continuous
continually
permanent
consistently
repeatedly
perpetual
tam-zamanlı
full-time
tam-zamanlı çalışma
tam mesaili

Examples of using Full-time in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
My mother worked full-time.
Benim annem sürekli çalışıyordu.
Interns normally go full-time after three months.
Stajyerler normalde üç ay sonra tam zamanlıya geçer.
Asher Millstone, part-time law student, full-time Michaela's boo.
Asher Millstone, yarı zamanlı hukuk öğrencisi, tam zamanı Michaelanın aşkı.
Now are we talking part-time or full-time employees here?
Burada yarı zamanlı mı yoksa tam zamanlı çalışanlardan bahsediyoruz?
Full-time security employees on the DI, with benefits.
DLda tam zamanlı güvenlik görevlileri vardır.
I will do handicrafts full-time.
Tüm gün el işi yapacağım.
He's just up there being a full-time Elder.
Sadece orada bir tam zamanlı Elder olmak olduğunu.
All these students live here full-time?
Tüm çocuklar burada tam zamanlı mı kalıyorlar?
I have a full-time job.
Bütün gün işteyim.
This stipend is intended to allow recipients to work full-time at their art.
Amaçlanan, bu maaşı alan kişilerin tam zamanlı olarak sanat için çalışmalarını sağlamaktır.
A year ago I was in the life full-time.
Bir yıl önce tüm gün hayatın içindeydim.
Based on full-time professors in U.S. history departments.
Tam zamanlı çalışan Birleşik Devletler tarih bölümü profesörlerine dayanır.
The starting salary at that time for a full-time rater was 30000 dollars.
Tam zamanlı sınıflandırıcılığın, o dönemki başlangıç maaşı otuz bin dolardı.
We only have two crewmen assigned to the Armoury full-time.
Cephanelikte tam zamanlı çalışan, sadece iki tayfamız var.
So she now works full-time on this for very little pay.
Şimdi tam zamanlı olarak, çok cüzi bir ücret ile bu projede çalışıyor.
Full-time?
Tam gün mü?
She also offered me a full-time job as her communications director.
Ayrıca iletişim müdürü olarak tam zamanlı iş teklif etti.
I need someone full-time in Taiwan to clean up Josh's mess.
Tayvanda full-time çalışıcak durumu toplıyacak biri lazım bana.
But you have full-time help.
Ama devamlı yardımcın var.
Look, heading Major Crimes is a full-time responsibility.
Bak, tam sorumlulukla büyük suçlar bölümünü yönetiyorum.
Results: 669, Time: 0.0662

Top dictionary queries

English - Turkish