IN DOING in Turkish translation

[in 'duːiŋ]
[in 'duːiŋ]
yaparken
doing
when
while
making
yapmayı
to do
to make
to have
to build
yaparsam
if i do
no matter
if i
if i make
yaparak
doing
making
and
so
yapmakla
to do
to make
to have
to build

Examples of using In doing in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
not fit their application, or usability testing reveals an advantage in doing so.
kopar seçerler veya kullanılabilirlik testi yaparken bir avantaj sağlarlar.
In doing so, it will take a step it has long resisted-- recognising Cyprus, which joined the EU in the latest enlargement.
Türkiye bunu yapmakla uzun zamandır direndiği bir adımı atmış, yani son genişleme dalgasında ABye katılan Kıbrısı tanımış da olacak.
It was very important to him as a child from the get-go to be self-sufficient, and in doing that, you have to shoulder a lot of personal responsibility.
Kızı: Bu en başından kendi kendine yeten olmayı öğrenmek için çok önemliydi. Bunu yaparken de biri sürü kişisel sorumluluğu omuzlamalısınız.
And if I succeed in doing that, maybe you would go back with the thought that you could build on, and perhaps help me do my work.
Ve eğer bunu yapmada başarılı olursam, belki siz de üzerinde düşünebileceklerinizle burayı terk eder ve işimi yapmamda bana yardımcı olursunuz.
In doing the queen's good work.- Chloe… time for him to join his brothers
Öte yandan bu… Onun için Kraliçenin işlerini yapmak için… kardeşlerine
And in doing that you're in a very dangerous place because you can get laid out.
Yakın olman lazım ve bunu yaparsan çok tehlikeli bir yere gidersin çünkü devrilebilirsin.
And you know the biggest hurdle for me, in doing what I do, is constructing my performance
Ve benim bu yaptığımla ilgili en büyük engel, performansımı oluşturmaktır,
I'm the kind of hero who believes in doing what needs to be done to keep the world safe.
Ben dünyayı korumak için gereken her şeyin yapılmasına inanan türden bir kahramanım.
teaching fed students and take this establishment to the top in the country and in doing so.
bu kurumu ülkede 1 numara yapacağım. Ve böyle yaparak.
It's just things that I feel right in doing at the time and I really don't know why.
Bu sadece o zaman neyi doğru bulup nasıl iyi hissettiğimle alakalı ve nedenini bilmiyorum.
And in doing that, I want to offer you a vision, an imagined future,in a lifetime the longed-for tidal wave of justice can rise up, and hope and history rhyme.">
Ve bunu yaparken, size bir bir vizyon önermek istiyorum,
drank water; because of all your sin which you sinned, in doing that which was evil in the sight of Yahweh, to provoke him to anger.
günah işlemiştiniz; RABbin gözünde kötü olanı yaparak Onu öfkelendirmiştiniz.
Before you hop in, do me a favour-rooney and check the windshield wiper.
Atlamadan önce bana bir kıyak yap, ön cam sileceğini bir kontrol et.
In did nothing. What did you do?.
Hiçbir şey yapmadım. Ne yaptın?.
If some idiot with a sledgehammer could break in do you really think that I would still have a job?
Balyozlu bir sersem içeri girebilecek olsa… bu işi yapmaya devam edebilir miydim sanıyorsun?
You just said all that to push me away so you could swoop in, didn't you? Those fat comments during her surgery?
Onun ameliyatı sırasında ettiğin o şişmanlık muhabbeti,… beni uzaklaştırıp üstüne atlamak için yaptın değil mi?
In doing homework.
İçeride ödev yapıyorlar.
Risk in doing business?
Riskli iş yapmak mı?
We succeeded in doing that.
Bunu yapmayı başardık.
And in doing so.
Ve bunu yaparken.
Results: 355490, Time: 0.0839

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish