INCONCEIVABLE in Turkish translation

[ˌinkən'siːvəbl]
[ˌinkən'siːvəbl]
inanılmaz
incredible
unbelievable
incredibly
unbelievably
extremely
extraordinary
tremendous
enormous
amazingly
fabulous
akıl almaz
anlaşılmaz
incomprehensible
vague
unintelligible
inexplicable
obscure
elusive
weird
inconceivable
unfathomable
indecipherable
düşünülemez
unthinkable
unimaginable
is inconceivable
considered speculation
can't be thought
hayal edilemez
unimaginable
inconceivable
tasavvur
imagine
conceive
vision
inconceivable
envisage

Examples of using Inconceivable in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
The combination of hubris and idiocy is inconceivable.
Kibir ve aptallık birleşince akıl almaz oluyor.
I have taught her the most inconceivable sounds.
Ona en akla gelmez sesleri öğrettim.
Which was also a breakthrough and also thought to be as inconceivable as claytronics.
Bu ayrıca bir dönüm noktası ve klaytronikler kadar inanılmaz, akıl almaz olduğu düşünülüyor.
I know human nature, and it isn't inconceivable.
Yani insan doğasını iyi bilirim ve tasavvur edilemez bir şey değildir.
In the days of struggle to fulfill the Plan of the proletariat's inconceivable heroism of the boost in socialist rivalry,
Günümüzün mücadelesi planı tamamlamaktır Proleteryanın akıl almaz kahramanlıkları sosyalist rekabeti arttıracaktır Madenlerde
You know, just color me idealistic, but I find it inconceivable that any student of science could sabotage the efforts of so many for short-term monetary gain.
Bilirsin, beni sadece idealistler renklendirir, öyleki, ben bunu inanılmaz bulurum. Bilimin herangi bir öğrencisinin, kısa vadeli parasal kazanç için çoğunluğun gayretlerini, sabote etmesi.
A friend of yours came in to see me the other day… to consult me about some inconceivable tangle… under the Married Woman's Property Act.
Geçen gün, arkadaşlarından biri geldi beni görmeye evli kadının mal varlığıyla ilgili akıl almaz karmaşık şeyler danıştı.
It would have seemed laughable, inconceivable in a socialist future,
Gülünç olacaktı, inanılmaz, sosyalist bir gelecekte,
I know this is inconceivable to you, but this… is more than I ever expected.
Bunun senin için anlaşılmaz olduğunu biliyorum ama bu… benim beklediğimden çok daha fazlası.
To consult me about some inconceivable tangle… A friend of yours came in to see me the other day… under the Married Woman's Property Act.
Geçen gün, arkadaşlarından biri geldi beni görmeye… evli kadının mal varlığıyla ilgili… akıl almaz karmaşık şeyler danıştı.
in all other ways inconceivable.
tamamıyla, her açıdan inanılmaz olurdu.
It is inconceivable for the EU to ignore the opinion of the Security Council, Cox told Croatian lawmakers.
Hırvat milletvekillerine hitap eden Cox, ABnin Güvenlik Konseyinin fikrini görmezden gelmesinin düşünülemez olduğunu söyledi.
Under the Married Woman's Property Act. to consult me about some inconceivable tangle… A friend of yours came in to see me the other day.
Geçen gün, arkadaşlarından biri geldi beni görmeye… evli kadının mal varlığıyla ilgili… akıl almaz karmaşık şeyler danıştı.
About 7,500 light-years away, in another part of our galaxy, there is a place of upheaval on an inconceivable scale.
Yaklaşık 7.500 ışık yılı uzakta galaksimizin bir başka kısmında hayal edilemez ölçülerde ani ve büyük değişikliklerin yaşandığı bir yer var.
but flying with inconceivable rapidity through the air.
fakat yoluyla düşünülemez hızla uçan hava.
I want to say that it's inconceivable, criminal… that an old warrior like you mess about guarding dams.
Senin gibi eski bir savaşçının barajları korumakla uğraşmasının… akıl almaz bir suç olduğunu söylemek istiyorum.
in all other ways inconceivable.
bu tamamiyle, bütünüyle her açıdan inanılmaz olurdu.
We spring to the defence; come what may I want to say that it's inconceivable; criminal… that an old campaigner should mess about guarding dikes.
Senin gibi eski bir savaşçının barajları korumakla uğraşmasının… akıl almaz bir suç olduğunu söylemek istiyorum.
On an inconceivable scale. About 7,500 light-years away, in another part of our galaxy, there is a place of upheaval.
Yaklaşık 7. 500 ışık yılı uzakta… galaksimizin bir başka kısmında… hayal edilemez ölçülerde ani ve büyük değişikliklerin yaşandığı bir yer var.
I want to say that it's inconceivable, criminal… that an old campaigner should mess about guarding dikes We spring to the defence.
Senin gibi eski bir savaşçının barajları korumakla uğraşmasının… akıl almaz bir suç olduğunu söylemek istiyorum.
Results: 66, Time: 0.0602

Top dictionary queries

English - Turkish