JEALOUSY in Turkish translation

['dʒeləsi]
['dʒeləsi]
kıskançlık
jealous
envious
envy
possessive
kıskandı
jealous
envy
haset
envy
jealousy
grudging
kıskançlığı
jealous
envious
envy
possessive
kıskançlığın
jealous
envious
envy
possessive
kıskançlıktan
jealous
envious
envy
possessive
kıskanmak
jealous
envy

Examples of using Jealousy in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Jealousy. Have you seen the house?
Evi gördün mü? Kıskançlıktan.
How did I not see that jealousy coming a mile away? The sculptor?
Heykeltıraş. Yüz metre öteden gelen kıskançlığı nasıl görmedim?
Amalia was insane with rage and jealousy.
Amalia öfkeden ve kıskançlıktan çıldırmıştı.
You and your wholesome Bobby Philips, you're driving us all mad with jealousy.
Erdemli Bobby Philipsinle birlikte bizleri kıskançlıktan çatlatıyorsun.
The patients always liked me the best. Why?- Jealousy.
Niye? Hastalar beni çok severlerdi. Kıskançlıktan.
Why? jealousy. the patients always liked me the best.
Niye? Hastalar beni çok severlerdi. Kıskançlıktan.
Obliterate rage. annihilate jealousy, With it, we anesthetize grief.
Onun sayesindeacıdan ve… kıskançlıktan kurtulduk.
Why? Jealousy.
Neden? Kıskançlıktan.
Will you stop this insane jealousy and get that ball?
Bu saçma kıskançlığa bir son verip şu topu alır mısın?
Ian's jealousy spurred him to action.
Ianın kıskançlığının harekete geçmesine neden oldu.
Yeah, you don't know nothing about jealousy.
Evet, kıskanma konusunda hiçbir şey bilmiyorsun.
You surely didn't think your petty jealousy would put Bill off?
Senin küçük kıskançlığının Billin cesaretini kıracağını düşünmedin mi?
I can't stand her jealousy.
Onun kıskançlığına tahammül edemem.
Well, then she deserves your pity not your jealousy.
O zaman kıskançlığınızı değil şefkatinizi hak ediyor.
I don't… It doesn't cause jealousy?
Kıskançlığa neden olmaz mı?
Jealousy. He wanted to be me.
Kıskanç. Herzaman benim gibi olmak istedi.
He can't handle the jealousy.
Kıskançlığının üstesinden gelemiyor.
I blame them for my jealousy, my insecurity, my loneliness.
Kıskançlığım için, kaygılarım ya da, yalnızlığım için, ben erkekleri suçluyorum.
Your jealousy is boundless.
Kıskançlığının sınırı yok.
If you can't muster up some sincere jealousy, don't even bother.
İnandırıcı şekilde kıskanç olamıyorsan, hiç zahmet etme.
Results: 1369, Time: 0.0413

Top dictionary queries

English - Turkish