LOITERING in Turkish translation

['loitəriŋ]
['loitəriŋ]
tutuklusun
prisoner
under arrest
detainee
inmate
detention
peer
custody
imprisoned
on remand
aylaklık
idle
bum
drifter
hobo
loafer
walkers
vagrant
nor vagabonds
of a mooch
roam
dolaşmak
around
travel
go around
wandering
to wander
walking
strolling
to roam
loitering
aylak aylak dolaştığı
oyalanıp
votes
needlepoint
dolaşan
ki
doo
mi
dükkânin

Examples of using Loitering in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Internet fraud, loitering, Hang on. looking weird.
Bekle. İnternet sahtekârlığından, garip görünmekten… tutuklusun.
Looking weird. Hang on. Internet fraud, loitering.
İnternet sahtekârlığından, garip görünmekten… tutuklusun.
Internet fraud, loitering.
garip görünmekten… tutuklusun.
Internet fraud, loitering… looking weird. Hang on.
SIL? İnternet sahtekârlığından, garip görünmekten… tutuklusun.
Wait.-PERCY GRUNTS Hang on…|nternet fraud, loitering.
SIL? İnternet sahtekârlığından, garip görünmekten… tutuklusun.
Always loitering and fooling around.
Herzaman aylak aylak dolaşır ve ahmakça davranır.
Loitering lounge is upstairs.
Aylak gezenlerin yeri yukarıda.
Loitering, public nuisance, anything you like.
Aylak aylak dolaşma, halka rahatsızlık verme, ne istersen.
Loitering is strictly prohibited, and any.
Aylak aylak dolaşmak kesinlikle yasaktır ve herhangi.
Loitering today. It's Gotham City tomorrow.
Bugün oyalanan, yarın şehri birbirine katar.
Faith, stop loitering at the door and come in.
Faith, kapıda oyalanmayı bırak da içeri gel.
Perhaps not engaged, but Mrs Goodenough saw them loitering together.
Belki de değillerdir ama Bayan Goodenough onları birlikte dolaşırken görmüş.
Muggings, carjackings, loitering.
Gasp, araba kaçırmaları, aylakçılık.
Come on, before some nosy cop nabs us for loitering with intent.
Çabuk, meraklı bir polis suç işleme niyetiyle dolaşmaktan bizi tutuklayabilir.
I'm not loitering, man. I work in there.
Ben burada çalışıyorum. Dolaşmıyorum, adamım.
I found them all loitering in front of Eon's study.
Onları Eonun çalışma odasının önünde dolaşırlarken buldum.
Found this gentleman loitering out in your hall.
Bu beyefendiyi koridorunuzda dolanırken buldum.
Loitering in the woodshed again, are we, Myccie?
Yine kömürlükte aylak aylak dolaşıyoruz, değil mi Mickey?
Not as exciting as me almost getting arrested for loitering in front of the ladies' room.
Kadınların tuvaleti önünde dolandığım için neredeyse tutuklanıyor olmamdan daha heyecanlı olamaz.
No loitering.
Results: 80, Time: 0.1208

Top dictionary queries

English - Turkish