LOVABLE in Turkish translation

['lʌvəbl]
['lʌvəbl]
sevimli
cute
lovely
pretty
adorable
sweet
nice
lovable
cuddly
little
loveable
sevilesi
lovable
likable
loving
sevecen
affectionate
kind
lovely
tender
compassionate
friendly
benign
loving
caring
endearing
cana yakın
friendly
pleasant
personable
amiable
approachable
outgoing
affable
lovable
warm-hearted
congenial
sevgi dolu
full of love
affectionate
of love
lovingly
lovable
nurturing of
of fond
sevilebilir
lovable
likable
likeable
loveable
well
sevgili
dear
beloved
lovely
darling
boyfriend
my fellow
girlfriend
date
sweetheart
lovers
sevimlisin
cute
lovely
pretty
adorable
sweet
nice
lovable
cuddly
little
loveable

Examples of using Lovable in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Too lovable! Stupid child!
Aptal yavrum. Çok sevimlisin!
You are very lovable.
Çok sevimlisin.
You lovable old has-been.
Seni sevimlilik zamanları dolmuş ihtiyar.
Chandler's funny, sophisticated, and very lovable once you get to know him.
Chandler komik, bilgili, ve onu tanımaya başladığında çok sevimlidir.
I found them scrappy but lovable.
Kavgacı ama sevgi dolular.
Highly entertaining and lovable.
Çok eğlenceli ve sevecendi.
I am extremely lovable.
Ben çok sevimliyimdir.
You are very lovable.
Sen çok sevecensin.
Lovable as a smile, cruel as the bitterness of life.
Bir gülümseme kadar tatlı. Hayatın acı yanları kadar da acımasız.
We can't all be lovable, though we could try a bit harder.
Bizi herkesin sevmesini bekleyemeyiz gerçi, sevilmek için biraz daha çaba gösterebiliriz.
I'm not THAT lovable.
Ben öyle aşık olunası değilim ki.
Of course, your lovable pet, who it's connected to.
Tabii ki çok şirin bir hayvansın. Seni alana göre.
Say that I am lovable.
Benim sevilecek biri olduğumu söyle.
I don't think that Priestley was very lovable.
Priestleynin çok sempatik biri olduğunu sanmıyorum.
College degree, lovable personality… and I spend most of my time in prison.
Üniversite diplomam var, sevilen biriyim… ve vaktimin çoğunu hapiste geçiriyorum.
I didn't say I wasn't lovable.
Sevilmeyecek biri olduğumu söylemedim zaten.
Did I mention I have four very lovable kids?
Çok tatlı çocuğum olduğundan bahsetmiş miydim?
And she has some lovable mannerisms.
Ve çok hoş tavırları var.
My school had asked a Most Lovable Person to give a speech.
Okulum bir En Sevilen Kişiden bir konuşma yapmasını istemişti.
And the lovable, wise-cracking Mick best friend.
Ve canayakın, esprili Mick yakın arkadaşı.
Results: 219, Time: 0.0719

Top dictionary queries

English - Turkish