OUTGOING in Turkish translation

['aʊtgəʊiŋ]
['aʊtgəʊiŋ]
sempatik
sympathetic
likeable
nice
likable
outgoing
simpatico
congenial
sympathy
sympathetically
semipsychic
cana yakın
friendly
pleasant
personable
amiable
approachable
outgoing
affable
lovable
warm-hearted
congenial
dışa dönük
görev süresi sona eren
görev süresinin sonuna yaklaşan
görevi
mission
duty
task
assignment
job
quest
post
challenge
service
position
girişken
aggressive
enterprising
feisty
sociable
initiative
outgoing
the joiner
gregarious
go-getter
girgin
outgoing
dışadönük
outgoing
extroverted

Examples of using Outgoing in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Outgoing. You know, Reese… he was just charismatic.
O çok karizmatikti,… girişken. -Reese.
All the outgoing alarms have been disabled.
Dışarı çıkan tüm alarmlar etkisiz kılındı.
That's why! A very outgoing girl named Sophie, she said.
Sophie adında çok girgin bir kız dedi. Bu yüzden.
He wasn't always this outgoing though.
Hep bu kadar cana yakın değildi.
Personable, friendly, outgoing, trusting, maybe?
Cana yakın, arkadaş canlısı, dışadönük, güvenilir, belki?
She's healthy and outgoing.
Kendisi sağlıklı ve gayet dışa dönük.
What kind of help are you giving her? This outgoing young mother?
Bu girgin genç anneye nasıl yardım ediyorsun?
I'm sorry I'm not more talkative, outgoing, it's just.
Kusura bakma fazla konuşkan, cana yakın değilim.
He needs to be a little a bit more outgoing, personally.
Şahsen biraz daha dışa dönük olmalı.
Except the outgoing trash bags… and the incoming cleaning products.
Ve içeri giren temizlik malzemeleri hariç. Dışarı çıkan çöp torbaları….
And the incoming cleaning products. Except the outgoing trash bags.
Ve içeri giren temizlik malzemeleri hariç. Dışarı çıkan çöp torbaları.
Layla was a brave, happy and outgoing little girl.
Leyla cesur, mutlu ve dışa dönük bir küçük kızdı.
He used to be very outgoing, happy.
Eskiden çok dışa dönüktü, mutluydu.
Layla was very outgoing.
Leyla çok dışa dönüktü.
But Rudy was very outgoing and just the opposite.
Fakat Rudy onun tam tersiydi ve çok dışa dönüktü.
You're very outgoing.
Çok sempatiksin.
Outgoing message says she wants to meet me alone on the mall in an hour.
Gelen mesaja göre, benimle bir saat içinde yalnız başıma AVMde buluşmak istiyor.
Outgoing server.
Gönderme sunucusu.
Did that say outgoing?
Karşılama mı dedi?
Not outgoing!
Karşılama olmaz!
Results: 297, Time: 0.1025

Top dictionary queries

English - Turkish