THEY CREATE in Turkish translation

[ðei kriː'eit]
[ðei kriː'eit]
yaratıyorlar
work
to be useful
meydana getirirler
oluşur
consists of
occurs
is made up
form
is composed of
comprises
creates
yaratırlar
work
to be useful
yaratıyor
work
to be useful
yaratıp
work
to be useful
oluşturduklarını

Examples of using They create in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Differences are creative, they create tension.
Farklılıklar yaratıcıdır, gerilim yaratırlar.
And as they do, they create a flash of x-ray light.
Ve yaptıkları gibi, bir x-ışını ışığı flaşı yaratırlar.
There is something about the angles they create.
Oluşturdukları açılar öyle ki.
They create an illusion, watch you react, feel your emotions.
Bir illüzyon yaratarak, reaksiyonunu ve duygularını izliyorlar.
Can compete with the real one. No world they create for us.
Bizim için yaratacakları hiçbir dünya gerçek olanla kıyaslanamaz.
They create an illusion for you, they watch you react, feel your emotions.
Bir illüzyon yaratarak, reaksiyonunu ve duygularını izliyorlar.
Watch you react, feel your emotions. They create an illusion.
Bir illüzyon yaratarak, reaksiyonunu ve duygularını izliyorlar.
No world they create for us can compete with the real one.
Bizim için yaratacakları hiçbir dünya gerçek olanla kıyaslanamaz.
They create all these daredevils these wild adventurers.
Tüm bu korku bilmez kahramanları, vahşi maceracıları yaratıyorsunuz.
When the crickets chirp they create wavelength.
Cırcırböcekleri öterken, bir dalga boyu oluşturur.
They create what you're going to think about yourself.
Kendi hakkınızda ne düşüneceğinizi yaratır.
They create an illusion for you, they watch you react, feel your emotions.
Reaksiyonunu ve duygularını izliyorlar. Bir illüzyon yaratarak.
When cutting hard materials they create wave-edged walls.
Ne zaman sert malzemeleri kesmek istesen bıçaklar küreğin hareketi ile dalga-sırt duvarlarını yaratır.
They create a wilderness and call it peace.
Bir vahşet ortamı yarattılar ve adına barış dediler.
Then they use these emotions to dimensionalize the worlds they create.
Sonra da bu duyguları yarattıkları dünyalara farklı boyutlar katmak için kullanıyorlar.
They create.
Onlar yaratır.
They build hospitals As shrines to the diseases they create.
Yarattıkları hastalıklara tapınak olsun diye hastaneler inşa ediyorlar.
We have to stop these Dinobots before they create a catastrophe!
Bir felaket yaratmadan Dinobotları durdurmalıyız!
People die, but the things they create endure.
İnsanlar ölürler ama onların yarattığı şeyler dururlar.
They work to ensure the local solutions they create get copied and scaled up.
Yarattıkları küçük çözümlerin yayılıp büyümesinden emin olarak çalışıyorlar.
Results: 149, Time: 0.0534

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish