WEAKENING in Turkish translation

['wiːkəniŋ]
['wiːkəniŋ]
zayıflıyor
to lose weight
to be thin
skinny
zayıf düşürmek
weakening
zayıflatarak
to lose weight
to be thin
skinny
zayıflatan
to lose weight
to be thin
skinny
zayıflaması
to lose weight
to be thin
skinny

Examples of using Weakening in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Deflectors holding, but weakening.
Saptırıcılar dayanıyor ama zayıflıyorlar.
Which has dissolved into the limestone, weakening the ground surrounding this pipe.
Kireç taşına karışmış, bu da boruyu çevreleyen zemini zayıflatıyor.
Cardinal della Rovere has continuously practiced treason, weakening the church.
Kardinal della Rovere devamlı olarak vatan hainliği yaptı ve kiliseyi zayıflattı.
You will be tasked with weakening our opponents.
Görevin, rakiplerimizi zayıflatmak olacak.
Myocarditis-- viral infection weakening the wall muscles.
Miyokardit. Viral enfeksiyon kalp duvarındaki kasları zayıflatıyor.
Here it was used by them to prevent enemy siege engines from weakening defensive walls.
Burada glasi, savunma duvarlarının zayıflatılmasını önlemek için kullanılmıştır.
Had evidently escaped detection. The structural weakening in the three foot wide pipe.
Gözden kaçmış olduğu anlaşılıyor. 90 santimetrelik borudaki yapısal zayıflamanın.
Viral infection weakening the wall muscles.
Viral enfeksiyon kalp duvarındaki kasları zayıflatıyor.
But in recent years the Borg started weakening our defences.
Ama yıllar geçtikçe, Borg bizim savunmamızı zayıflatmaya başladı.
A mineral capable of weakening Kryptonian cells.
Kriptonlu hücrelerini zayıflatabilen bir mineral.
Carbonic and organic acids leached from the soil may assist in weakening rock within fissures.
Topraktan sızan karbonik ve organik asitler yarıklar içinde kayaların zayıflamasına yardımcı olurlar.
I feel the boundary between worlds weakening Bold. as the eclipse draws near.
Bold. Tutulma yaklaştıkça… dünyalararası sınırın zayıfladığını hissediyorum.
As the eclipse draws near. Bold. I feel the boundary between worlds weakening.
Bold. Tutulma yaklaştıkça… dünyalararası sınırın zayıfladığını hissediyorum.
A weakening of our most critical Western alliances.
Batıyla olan en önemli bağlarımız zayıflar.
Just try weakening the major stress points.
Sadece ana gerilim noktalarını zayıflatmayı dene.
However, the weakening is not sufficient to actually explain Olbers' paradox.
Ancak bu zayıflık Olbersin Paradoksunu çözmek için yeterli etkiye sahip değildi.
Straightening indicates weakening, not hardening.
Düzleşme zayıflığın belirtisi, sertleşmenin değil.
Sma explains the weakening.
SMA zayıflığı açıklıyor.
You feel your powers weakening?
Güçlerinin zayıfladığını mı hissediyorsun?
But it's sad to see our chances Weakening with every hour.
Azaldığını görmek üzücü Ama, şansımızın her saat.
Results: 100, Time: 0.0629

Top dictionary queries

English - Turkish