ADIL in English translation

fair
adil
güzel
panayır
dürüst
makul
fuarı
haksızlık
adaletli
festivali
just
sadece
az önce
yalnızca
yeni
tıpkı
yeter
tam
hemen
biraz
daha yeni
unfair
adil
haksız
adaletsiz
insafsız
fairly
oldukça
adil
çok
epey
gayet
bayağı
bir şekilde
righteous
erdemli
iyi
dürüst
doğru
salih
adil
makbul
takva
hakkaniyetli
muttakiler
unjust
zalim
adil
haksız
adaletsiz
zulmedenler
insafsız
equitable
adil
eşit
adalet
eşitlikçi
uygun
fairer
adil
güzel
panayır
dürüst
makul
fuarı
haksızlık
adaletli
festivali
fairest
adil
güzel
panayır
dürüst
makul
fuarı
haksızlık
adaletli
festivali

Examples of using Adil in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Bu ceza iki kat adil değil.
Their punishment was doubly unjust.
en adil şehrini istila etmişti.
had overrun its fairest provinces.
Jürinin Efendim hakkında tek taraflı ve adil olmayan bir karar verdiğine inanıyorum.
I believe the verdict handed down for my master was one-sided and unjust.
Avustralyanın en adil hakemiyim!
and I am the fairest referee in Australia!
Korkarım ki Agathanın cezası adil olmayabilir.
I'm afraid Agatha's punishment may have been unjust.
Tanrı, adil değil.
God is unjust.
Dr. Gopnik, Fizik vize sınavının sonuçlarının adil olmadığını düşünüyorum.
Dr Gopnik, I believe the results of the physics midterm were unjust.
Adil olmayı bıraktın.
YOU STOPPED BEING FAIR.
Kabadayılar adil dövüşlere önem vermezler, değil mi?
AND BULLIES DON'T CARE MUCH FOR FAIR FIGHTS, DO THEY?
Adil bir şekilde kazandım.
I WON FAIR AND SQUARE.
Zalim ama adil bir adamdı.
HE WAS A CRUEL MAN, BUT FAIR.
Bunun adil olduğunu düşünmüyorum Allie.
I DON'T THINK THAT'S FAIR, ALLIE.
Adamın adil yargılanma hakkı var burada!
THE MAN'S ENTITLED TO A FAIR TRIAL AROUND HERE!
Bunun adil olduğunu sanmıyorum, Allie.
I DON'T THINK THAT'S FAIR, ALLIE.
Bu adil değil Allie.
I DON'T THINK THAT'S FAIR, ALLIE.
Güzel yiyecekler adil fiya.
GOOD FOOD AT A FAIR PRICE.
Adil Susan.
Susan the Just.
O adil akıllı ve sokak konusunda çok tecrübeliydi'' dedi.
He was fair, smart, and exceedingly well versed in the ways of the street.
Mary baktı adil genç adam biliyordu.
Mary knew the fair young man who looked.
Haydi ama adil ol biraz. her yeri kaplıyorsun.
Come on, no fair, you're taking up a whole side.
Results: 8778, Time: 0.0389

Top dictionary queries

Turkish - English