BOZAR in English translation

breaks
mola
kır
ara
kırmak
kırın
kırılır
kıracak
zorla
bozmak
kırık
disrupts
bozmak
engel
bozabilir
bozar
bozan
rahatsız
altüst
bozacaktır
bozuyor
alıkoyarız
spoils
berbat
mahvetmek
bozmak
şımartayım
ganimeti
bozar
bozayım
bozulmasına
corrupts
yolsuz
bozuk
kötü
yozlaşmış
rüşvetçi
ahlaksız
bozgunculuk
kokuşmuş
bozulmuş
namussuz
ruins
berbat
harabe
mahveder
mahvediyorsun
mahvetmesine
bozmasına
yıkım
yıkıntılar
perişan
harap
upsets
üzgün
kızgın
sinirli
altüst
mutsuz
kırgın
sıkkın
tedirgin
üzüldü
üzdü
unmakes
değiştirme
spoil
berbat
mahvetmek
bozmak
şımartayım
ganimeti
bozar
bozayım
bozulmasına
break
mola
kır
ara
kırmak
kırın
kırılır
kıracak
zorla
bozmak
kırık
disrupt
bozmak
engel
bozabilir
bozar
bozan
rahatsız
altüst
bozacaktır
bozuyor
alıkoyarız
disrupting
bozmak
engel
bozabilir
bozar
bozan
rahatsız
altüst
bozacaktır
bozuyor
alıkoyarız

Examples of using Bozar in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Bu her şeyin dengesini bozar.
It upsets the balance of things. You with me here?
Fotoğraf makinesinden bakmak gözlerini bozar!
Looking through the camera, ruins the eyes!
Sıradan bir günün her bir küçük eylemi karakterini yapar veya bozar.
Every little action of the common day makes or unmakes character.
Şiir her zaman herşeyi bozar.
Poetry always spoils everything.
Hayır. Bu görüntü ahengini bozar.
No, that breaks the harmony.
Ve en iyiyi bozar.
It attracts the worst and corrupts the best.
beraberliği bozar.
clear the air, break a stalemate.
Çok soru, şiiri bozar.
Too many questions spoil a poem.
Bu dengemizi bozar.
It upsets the balance!
Oturmak duruşunuzu bozar.
Sitting ruins your posture.
Normal bir günde yapılan her hareket, karakteri oluşturur ya da bozar.
Every little action of the common day makes or unmakes character.
Hayır, bu uyumu bozar.
No, that breaks the harmony.
Ve en iyiyi bozar.
And corrupts the best.
Yanılsamayı herkes için bozar.
Spoils the illusion for everybody else.
Hücre duvarı. Hücre duvarını bozar ve ölür.
The cell wall. Disrupt the cell wall, and it dies.
O put, tapınağımızı kirletir ve en kutsal emirlerimizden birini bozar.
A graven image would defile the temple and break one of our most sacred commandments.
Hahamlar her zaman işleri bozar.
Rabbis always spoil things.
Dünyanın kabuğundaki bir değişiklik… dünyanın manyetik dengesini bozar.
A shift in the earth's crust upsets the Earth's magnetic balance.
Ama bu, Chadin plann bozar.
But that ruins Chad's plan.
Dediğim gibi prensesi öpmek büyüyü bozar.
Like I told y'all, kissing a princess breaks the spell.
Results: 219, Time: 0.0446

Top dictionary queries

Turkish - English