BLACKENED in Turkish translation

['blækənd]
['blækənd]
kapkara kesildiğini görürsün
asık görürsün
siyah
black
dark
colored
kara
black
dark
land
noir
ground
snow

Examples of using Blackened in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
These scaled down fuselages, blackened and torn.
O uçak gövdelerinin isli ve parçalanmış minik modelleri.
And how do you explain the blackened lips?
Peki isli dudakları nasıl açıklıyorsunuz?
I have been marked like a piece of cattle… branded, blackened.
Bir sığır gibi işaretlendim markalandım, lekelendim.
And these whitewashed walls don't make up for blackened souls.
Ve bu badanali duvarlar makyajsiz… kararmis ruhlar icin.
Singing song, with perfume and hair blackened.
Şarkı söylemek, parfüm sürüp saçları boyamak.
Accounts by early settlers tell of flocks so big that they blackened the sky.
İlk yerleşimcilerin anlattıklarına göre, sürüler o kadar kalabalıkmış ki gökyüzü onlardan görülmüyormuş.
My father's eyes glazed as a fish and blackened his tongue.
Yaşlı adamın gözleri bir balığınki gibi sönüktü ve dili de morarmıştı.
This here's my famed blackened catfish.
Bu benim ünlü çok pişmiş yayın balığım.
The Day when faces will be whitened and faces blackened.
O gün bazı yüzler aklanır, bazı yüzlerse kararır.
No, I meant, what do you do for jobs? Blackened salmon?
Hayır, demek istediğim ne iş yaparsınız? İslenmiş alabalık?
The land was blackened.
Toprak kararm ış.
He, too, had a blackened finger.
Ve onun parmağında da kara bir leke vardı.
Hence, the blackened lips.
Bu yüzden kurbanların dudakları kararıyor.
The cats were mostly burnt or blackened.
Kediler çoğunlukla yanmış ya da kömür olmuş.
Though the spread was partly contained in the destroyed and blackened hand by Snape, Dumbledore was doomed,
Lanetin yayılması Snape tarafından tahrip olmuş ve kararmış ele bir süre için kıstırılmış olsa
And upon the Day of Resurrection thou shalt see those who lied against God, their faces blackened; is there not in Gehenna a lodging for those that are proud?
Diriliş günü, ALLAH hakkında yalan uyduranların suratlarını asık görürsün. Cehennem, azgınlara tam uygun bir yer değil midir?
And in a lady who kept a greengrocer's shop. On the blackened, emaciated body of a boatman.
Manav dükkânı sahibi bir bayanın cesedinde. Kararmış, bir deri bir kemik kalmış bir denizciyle.
And you will see on the Day of Resurrection the fabricators of lies against Allah, with their faces blackened; is not the destination of the haughty in hell?
Diriliş günü, ALLAH hakkında yalan uyduranların suratlarını asık görürsün. Cehennem, azgınlara tam uygun bir yer değil midir?
If Sultan catches the laser's kite within three minutes… you will ride a donkey with a blackened face through the village.
Eğer kaybedenin uçurtmasını Sultan üç dakika içinde kaparsa siyah suratla bütün köyü eşek sırtında dolaşırsın.
And on the Day of Judgment thou Shalt see those who lied against Allah- their faces blackened. Is not in Hell the abode of the stiff-necked?
Uydurduğu şeyleri Allaha mal edip Onun adına yalan söyleyen kimselerin kıyamet günü yüzlerinin kapkara kesildiğini görürsün. Allaha karşı böyle kibirli davrananlar, büyüklük taslayanlar için cehennemde yer mi yok?
Results: 115, Time: 0.0542

Top dictionary queries

English - Turkish