BOUNDARY in Turkish translation

['baʊndri]
['baʊndri]
sınır
border
boundary
limit
frontier
line
perimeter
borderline
demarcation
fringe
no bounds
hudut
frontier
border
boundary
sınırlama
to limit
sınırı
border
boundary
limit
frontier
line
perimeter
borderline
demarcation
fringe
no bounds
sınırları
border
boundary
limit
frontier
line
perimeter
borderline
demarcation
fringe
no bounds
sınırına
border
boundary
limit
frontier
line
perimeter
borderline
demarcation
fringe
no bounds
boundary diye

Examples of using Boundary in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
My boundary is unlimited like sky… I'm intelligence of the future.
Sınırlarım gökyüzü gibi sınırsızdır Ben geleceğin zekasıyım.
If you're beyond that boundary, you might be able to escape the black hole.
Eğer bu sınırın dışındaysanız, belki karadelikten kaçabilirsiniz.
Eventually, this boundary became known as the magnetopause.
Sonunda sınırlar manyetopoz olarak bilinmeye başladı.
Richard, not so much as a mosquito has ever crossed the Boundary.
Richard, şimdiye kadar Sınırdan bir sivrisinek bile geçmedi.
From here, Fane has less than an hour before he gets back to the Boundary.
Buradan, Fanein sınıra varması bir saatten az sürer.
More are asking to be moved away from the Boundary.
Daha fazla insan Sınırdan uzak bir yere taşınmak istiyor.
He says the Boundary will then seal itself.
Sonra Sınırın kendi kendini mühürleyeceğini söyledi.
Hartland needs the Boundary open.
Hartlandın Sınırın açık kalmasına ihtiyacı var.
And concentrate on not going past the boundary.
Ve sınırlarını geçmemeye konsantre olmak.
Can we lighten up on the boundary talk? I'm fine?
Şu sınırlandırıcı konuşmayı biraz yumuşatsak?
I need to find the boundary of memory.
Anı Sınırını bulmam gerekiyor.
Its northern boundary is often given as the Danube, Sava and Kupa Rivers.
Kuzey sınırlarını Tuna, Sava ve Kupa nehirleri oluşturur.
To the east the boundary is formed by the Great Dividing Range.
Doğu sınırını Çiftekavak Deresi oluşturur.
I will try to work on those"boundary" issues.
Şu'' sınırlar'' meselesi üzerinde çalışıyorum.
The boundary between fiction and non-fiction is significantly reduced in Kiarostami's cinema.
Gerçek olanla olmayan arasındaki sınırlar, yönetmenin sinemasında önemli ölçüde azaltılmıştır.
It is considered not possible to determine the polygon's short southwestern boundary line with certainty.
Randstadın sınırlarına ilişkin kesin bir çizgi çizmek de pek olanaklı değildir.
An object is defined by the simplest representation of the boundary consistent with the observations.
Bir nesnegözlemlerle bağlantılı sınırların en basit gösterimiyle tanımlanır.
The Colorado River forms the county's eastern boundary.
Doğu sınırını Kolorado Nehri oluşturur.
Its northern boundary is the historic Hindu shrine of Thiru Ketheeswaram.
Kuzey sınırında tarihi Hindu tapınağı Thiru Ketheeswaram yer alır.
Hovering at five meters. Approaching boundary.
Sınıra yaklaşıyoruz. Beş metre yükseklikteyiz.
Results: 753, Time: 0.0535

Top dictionary queries

English - Turkish