BURGEONING in Turkish translation

['b3ːdʒəniŋ]
['b3ːdʒəniŋ]
gelişen
developing
thriving
growing
evolving
emerging
flourishing
improved
burgeoning
gelişmekte
improvement
evolve
growth
to improve
development
developing
thrive
progress
başlayan
started
began
onset
büyüyen
growing
growth

Examples of using Burgeoning in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
site of almost religious significance to many Cubans, while the nation's burgeoning tourist industry has benefited greatly from the ongoing international interest in Guevara's life.
başladı aynı zamanda da Guevaranın yaşamının uluslararası alanda ilgiyle karşılanması da ülkenin gelişen turizm sektörüne büyük yarar sağladı.
in Turkey's overheated economy, including a burgeoning current account deficit,
Türkiyenin aşırı ısınan ekonomisinin büyüyen cari açık,
A burgeoning middle class in neighbouring Turkey and the proximity of Greece's numerous eastern Aegean islands have created a
Komşu Türkiyede orta sınıfın gelişmesi ve Yunanistanın doğu Egede yer alan çok sayıdaki adasının yakınlığı,
But no one could stop her from using this beautiful spring to make her own little observations on the people of Manderlay In the hope of spotting the burgeoning change in character that freedom ought to bring.
Bu güzel baharı, özgürlüğün beraberinde getireceği hayat verici karakter değişikliğini saptama umuduyla, Manderlay halkı üzerinde gözlem yapmak için kullanması kaçınılmazdı.
In the hope of spotting the burgeoning change in character to make her own little observations on the people of Manderlay that freedom ought to bring. But no one could stop her from using this beautiful spring.
Bu güzel baharı, özgürlüğün beraberinde getireceği… hayat verici karakter değişikliğini saptama umuduyla,… Manderlay halkı üzerinde gözlem yapmak için kullanması kaçınılmazdı.
To make her own little observations on the people of Manderlay in the hope of spotting the burgeoning change in character that freedom ought to bring. But no one could stop her from using this beautiful spring.
Bu güzel baharı, özgürlüğün beraberinde getireceği… hayat verici karakter değişikliğini saptama umuduyla,… Manderlay halkı üzerinde gözlem yapmak için kullanması kaçınılmazdı.
In the hope of spotting the burgeoning change in character to make her own little observations on the people of Manderlay But no one could stop her from using this beautiful spring that freedom ought to bring.
Bu güzel baharı, özgürlüğün beraberinde getireceği… hayat verici karakter değişikliğini saptama umuduyla,… Manderlay halkı üzerinde gözlem yapmak için kullanması kaçınılmazdı.
choices to audiences and, thus, established the notion of pluralism and diversity of opinions, an important notion in burgeoning democracies.
hedef kitlelerine seçenekler sunarak, yeni oluşan demokrasilerde önemli bir kavram olan çoğulculuk ve fikir çeşitliliğini ortaya koydu.
bequeathed a vital commercial sector in burgeoning urban centers,
hayati önemde olan, şehir merkezlerinde filizlenen ticari sektör,
From the speakers, Madonna burgeons: And tells us she's a virgin.
Madonna hoparlörden haykırır, bize onun bakire olduğunu söyler.
About what? My burgeoning new relationship?
Burgingim yeni bir ilişki. Ne hakkında?
My burgeoning new relationship. About what?
Burgingim yeni bir ilişki. Ne hakkında?
Its burgeoning intelligence is a little unsettling.
Gelişmekte olan zekası biraz rahatsızlık verici.
It's a hallmark of burgeoning serial killers.
Bu seri katillerin yükselişinin bir işaretidir.
I think that statement alone reflects your burgeoning intelligence.
Sanırım şu cümle bile tek başına gelişmekte olan zekanı gösteriyor.
It is the most recent addition to our burgeoning empire.
Büyüyen imparatorluğumuza eklenen son halka.
You put me into a gaggle of burgeoning powerful youths.
Beni gelişmekte olan bir genç topluluğuna soktun.
A burgeoning worldwide colonial empire was established in the 16th century.
Yüzyılda gelişen bir Fransız Sömürge İmparatorluğu kurulmuştu.
The burgeoning population in 1955-1956 made church nave expansion necessary.
Daki Türkiyeye yapılan göçler, Yugoslavyadaki komünist rejimin dini yasaklayacağı iddiaasıyla gerçekleşmiştir.
Ernesto coordinates a burgeoning portfolio.
kan örneklerinin… gelişmekte olan portföyünü yönetiyor.
Results: 148, Time: 0.0707

Top dictionary queries

English - Turkish