CRUMBLE in Turkish translation

['krʌmbl]
['krʌmbl]
crumble
parçalanacak
piece
track
item
fragment
song
bit
shard
particle
component
slice
harap
crumble
devastated
ruined
destroyed
wrecked
wasted
dilapidated
wracked
ravaged
rundown
un ufak
crumble
pulverized
ufalandığını
çökmeye
to collapse
crash
squatting
get down
parçacığı
piece
track
item
fragment
song
bit
shard
particle
component
slice
parçaları
piece
track
item
fragment
song
bit
shard
particle
component
slice

Examples of using Crumble in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
He will crumble under your light. Trust me.
Güven bana. O senin ışığında harap olacaktır.
Crimble crumble!
She forgot she made an apple crumble. I forgot!
Elma parçacığı yaptığını unutmuş!- Unutmuşum!
Figured out how to use the tampon. Crumble?
Crumble? Tamponun nasıl kullanıldığını anladım?
An explosion so powerful that even the thick walls of Chartres Temple will crumble.
Chartres Tapınağının kalın duvarlarını bile un ufak eder.
Trust me. He will crumble under your light.
Güven bana. O senin ışığında harap olacaktır.
Crimble crumble!
Noel elma parçaları!
My name is not Crumble.
Adım Crumble değil.
Crumble and I are leaving.
Crumble ve ben gidiyoruz.
Rhubarb crumble and custard.
Işkınlı crumble ve muhallebi.
Are you there, Crumble?
Orada mısın Crumble?
Help me. Crumble?
Bana yardım et. Crumble?
From then on, everyone started calling me Crumble.
O zamandan sonra herkes bana Crumble demeye başladı.
Let's do this together, Crumble.
Bunu birlikte yapalım Crumble.
And maintain this place like I'm mad until my old bones crumble.
Kemiklerim ufalanana kadar delirmiş gibi bu yerin bakımını yapacağım.
He ruined my blueberry crumble.
Ufalanmış yaban mersinime işedi.
Can you go and check the crumble,?
Gidip parçalara bir bakar mısın?
I wanted to see those dreams crumble for you as they have for me!
Senin için o hayallerin parçalandığını görmek istedim. Benim için parçalandığı gibi!
Until mountains crumble, streams run dry.
Dağlar ufalanmadan, akarsular kurumadan.
And the flesh is cooked off of his ankles. And I reach down and the boots crumble.
Uzandım, botları parçalanmış ve ayak bileklerinin üzerindeki et yanmıştı.
Results: 108, Time: 0.0613

Top dictionary queries

English - Turkish