SLIVER in Turkish translation

['slivər]
['slivər]
şeridi
strip
lane
ribbon
tape
band
line
sliver
kıymık
splinter
itchy
sliver
bir parça
piece
bit
of
part
item
fragment
song
chunk
slice
component
küçük
little
small
young
tiny
minor
junior
petty
gümüş
silver
i̇nce
thin
fine
subtle
slim
slender
skinny
tiny
hairline
nice
delicate
sliver
şeridin
strip
lane
ribbon
tape
band
line
sliver
şerit
strip
lane
ribbon
tape
band
line
sliver
parçasını almanı ve çantanda saklamanı istiyorum gel mikaela
mikaela küp parçasını

Examples of using Sliver in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
I want to see that movie. Sliver"?
Kıymık'' mı? O filmi izlemek istiyorum?
Sliver"? I want to see that movie.
Kıymık'' mı? O filmi izlemek istiyorum.
I wanna have a tiny, tiny little sliver.
Minik, minik bir şeride sahip olmak istiyorum.
When she stole a sliver of my soul, she was strong enough to murder Ithuriel.
Ruhumdan bir parça çaldığında Ithurielı öldürecek kadar güçlüydü.
Sliver of bee's brain.
Bir tutam arı beyni.
Don't destroy the sliver of respect I have for you by making lame excuses.
Ucuz bahanelerle sana duyduğum ufacık saygıyı da yok etme.
Mikaela, I think a sliver of the Cube got stuck on my shirt.
Sanırım küpten ufak bir parça ceketime takılmış. Mikaela.
Listen, I need you to take the Cube sliver and put it in your purse.
Dinle. Küpün şu parçasını al ve hemen çantana koy.
This sliver of safety glass is one of many I extracted from his skull.
Bu mikalı cam parçası, kafatasından çıkardığım pek çok parçadan biriydi.
A sliver of your fingernail broke off.
Tırnağınızdan bir parça kopmuş.
A very narrow sliver in that Venn diagram.
O, Venn şemasındaki çok sınırlı bir şerit.
A very narrow sliver in that Venn diagram.
O Venn şemasındaki çok dar bir kıymık.
You see that little sliver of black between those two ugly clouds?
Şu iki çirkin kara bulutun arasındaki küçük siyah şeridi görüyor musun?
I extracted from his skull. This sliver of safety glass is one of many.
Bu mikalı cam parçası, kafatasından çıkardığım pek çok parçadan biriydi.
Human eyes see only a sliver of the light.
İnsan gözleri kozmosta yansıyan ışığın… yalnızca ince bir parçasını görebilir.
Yeah, there's something-- a sliver or something-- jammed into the side of this packing peanut.
Evet. Bir şey- Kıymık ya da başka bir şey- Kutu korumasına sıkışmış durumda.
I believe this world's a damaged place, and if you can find a sliver of happiness, stay in it as long as you can.
Dünyanın sorunlu bir yer olduğuna ve bir parça mutluluk bulduğun yerde olabildiğince kalmak gerektiğine inanıyorum.
No, I don't. All I require from you… is a sliver of a moment.
Senden tek istediğim… çok küçük bir an. Hayır.
Micromax launched Micromax Canvas Sliver 5, which it claimed was the slimmest telephone in the world on 17 June 2015.
Haziran 2015te Micromax, dünyanın en ince telefonu olduğu iddia edilen Micromax Canvas Sliver 5i piyasaya sürdü.
Give me a little piece of ice, just a sliver, just for my tongue.
Parça. Dilimin üzerine koyacağım. Bana biraz buz ver. Küçük bir.
Results: 82, Time: 0.0606

Top dictionary queries

English - Turkish