STAGGERED in Turkish translation

['stægəd]
['stægəd]
şok
shock
stun
taser
şaşırmıştım
to be surprised

Examples of using Staggered in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
We have 10 undercovers dressed as vagrants working staggered shifts.
Evsizler gibi giyinmiş on gizli adamımız vardiyalı şekilde çalışıyorlar.
A handful of spanish soldiers staggered ashore.
Bir avuç İspanyol askeri tökezleyerek karaya çıktı.
He staggered and set off back to the"Coach and Horses" forthwith, leaping over the deserted Huxter,
O sendeledi ve'' Coach and Horses'' derhal geri yola,
she screamed loudly, dropped it, and staggered back.
yüksek sesle çığlık düştü ve sendeledi geri.
Release and implement staggered starts for anesthesia. access, we're going to automatic block.
Ameliyathaneye ulaşımı geliştirmek için otomatik engeli kaldıracağız… ve anesteziye aşamalı başlangıcı yürürlüğe sokacağız.
And implement staggered starts for anesthesia. we're going to automatic block release access.
Ameliyathaneye ulaşımı geliştirmek için otomatik engeli kaldıracağız… ve anesteziye aşamalı başlangıcı yürürlüğe sokacağız.
the stranger swayed and staggered towards him, clutching and hitting in.
ona doğru sendeledi, kavrama ve içeri vurmak.
Errol gets shot in the freezer, staggers back out into the kitchen,
Errol soğutucuda vuruluyor sendeleyerek mutfağa dönüyor
As they drove by, they saw me staggering out of the car.
Oradan geçiyorlardı. Sendeleyerek araçtan çıktığımı görmüşler.
And Creed staggers back.- No!
Hayır! Ve Creed geriye doğru sendeledi.
They will come staggering back.
Yalpalayarak geri geleceklerdir.
He came staggering after me.
Sendeleyerek peşimden geldi.
He came staggering after me.
Yalpalayarak peşimden geldi.
He came staggering after me.
Benim peşimden sendeleyerek geldi.
Nobody starts out to get blind, staggering, stinking, falling down drunk.
Kimse kör olup, leş gibi kokup, düşüp bayılmak için başlamaz içmeye.
But between 1995 and 2001, he stole a staggering amount of valuable artwork.
Ama 1995 ve 2001 arasında şaşırtıcı miktarda değerli sanat eseri çaldı.
A staggering 100 billion gallons of water is used every year in the United States.
Bir su şaşırtıcı 100 milyar galon Birleşik Devletlerde her yıl kullanılır.
This isn't life that staggers, this is a game.
Bu sendeleyen bir hayat değil, bu bir oyun.
Thanks to your staggering incompetence we're now back to square one.
Şaşırtıcı beceriksizliğiniz sağ olsun, sıfırdan başlıyoruz.
Staggers you, doesn't it?
Müthiş, değil mi?
Results: 41, Time: 0.0616

Top dictionary queries

English - Turkish