UNKNOWABLE in Turkish translation

[ʌn'nəʊəbl]
[ʌn'nəʊəbl]
bilinmeyen
unknown
uncharted
unidentified
anonymous
unfamiliar
unknowable
obscure
untold
bilinmez
unknown
for some reason
unknowable
knows
never
bilinemez
unknowable
unknown
be known
can't-win
anlaşılmaz
incomprehensible
vague
unintelligible
inexplicable
obscure
elusive
weird
inconceivable
unfathomable
indecipherable
bilinmeyeni
unknown
uncharted
unidentified
anonymous
unfamiliar
unknowable
obscure
untold

Examples of using Unknowable in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
But the oceans this Navy sought to control were vast, unknowable, and full of terrible danger.
Ancak bu Donanmanın kontrol etmek istediği okyanuslar engin ve bilinmez tehlikelerle doluydu.
There are few things in the world more frightening than the future stretching out ahead of you, unknowable and unseen.
Önümüzde uzanan gelecekten çok daha korkunç birkaç şey daha vardır. Bilinmeyen ve öngörülemeyen.
politics is a lot more complicated and unknowable than any scientific formula or algorithm.
herhangi bir formül veya algoritmadan çok daha karmaşık ve bilinmez.
they give life meaning and us the possibility of knowing the unknowable.
hayata anlam verir ve bize, bilinmeyeni bilme imkanı verir.
This impersonal ultimate divinity is generally regarded as unknowable, and is acknowledged
Çeşitli şekillerde tanımlanan bu ilahi güç genellikle bilinmeyen olarak kabul edilir
space dust, simply an unknowable vastness.
sadece bilinmeyen, uçsuz bucaksız arazi görüyoruz.
I know gods are supposed to be distant and unknowable, but you're a good guy.
Ama sen iyi birisin. Biliyorum, tanrılar mesafeli ve bilinmez olmalıdır.
For here in the great infinite unknowable… man can come to know the most important thing of all.
Insanoğlu… Burada bilinmeyenin büyüklüğü içinde… insanoğlu herşeyin en önemlisinin farkına varıyor.
yet went on to defend them both the courtly, unknowable aristocrat.
her ikisini de savundu Kibar, bilinmedik bir aristokrat.
you force us out-- all part of your wonderful, unknowable plan.
burasını yaşamak istediğimiz yer olduğunu anladığımızda bizi zorla alıkoyuyorsun tüm o mükemmel, anlaşılmaz planınla.
the source of all divine, creative, unknowable, eternal mystery is just a smidge too much responsibility to put on one fragile, human psyche.
kendi başına bütün kutsal, bilinmez, ebedi sırların hepsinin yayıldığı bir pınar, bir kaynak ve bir cevher olduğunu söylemek, bütün bu sorumluluğu üstüne yüklemek, zaten kırılgan insan ruhu üzerinde biraz fazla bir yük.
But the pressure, the unknowable consequences.
Ama bu baskı, bu bilinmezlik.
How does one come to know the unknowable?
İş bilinmeyeni bilmeye geldiğinde ne olur?
India? The reasons for which are unknown and unknowable.
Sebebi bilinmiyor ve bilinemez de. India?
How does a man come to know the unknowable"?
Insan Bilinemeyeni nasil ögrenir?
The mind is a vast world of fascinating, unknowable mysteries.
Akıl muazzam ve bilinmeyen gizemlerle dolu olan bir Dünyadır.
In this vast unknowable universe. We're all just stardust.
Bizler, bu bilinmeyen evrende… yıldız tozundan başka bir şey değiliz.
Know the unknowable. And I am first and foremost… a healer.
Ben öncelikle bir şifacıyımdır. Bilinmeyeni bilmek.
If she eats both, that means"life is full of unknowable gray areas.
Eğer ikisini de yer ise,'' Hayat bilinemeyen birçok gri bölgeye ev sahipliği yapar,'' demiş oluyor.
And the only thing I really know about love is that it's unknowable.
Ve aşkla ilgili tek bildiğim şey bir muamma olduğu.
Results: 119, Time: 0.0609

Top dictionary queries

English - Turkish