Examples of using Veren in Turkish and their translations into English
{-}
-
Colloquial
-
Ecclesiastic
-
Ecclesiastic
-
Computer
-
Programming
Çalışmamdan nefret eden elinden gelen her şekilde bana zarar veren bir adam.
hayat veren Rha-Gon.
Ona katlanabilip yanında kalmaya karar veren tek kişi Janetti.
İşit bizi aşkın tanrısı, hayat veren Rha-Gon.
Ona katlanabilip yanında kalmaya karar veren tek kişi Janetti.
Meryem, İsanın annesi, hayat veren… ve ölümün bekçisi.
Çevresini algılayan ve ona tepki veren bir komuta merkezi.
Lucifer, Latincede ışık veren anlamındadır.
Lucifer, Latincede ışık veren anlamındadır.
Bir… Um, Im… Hayır konuşma veren benim.
Bir… Um, Im… Hayır konuşma veren benim.
Bana ve ilişkilerime isim veren şeytandan intikam almak istiyorum.
Stüdyonun atmosferini veren kişi, patronudur.
Hepinizin bildiği gibi ben, acele karar veren bir adam değilimdir.
Şimdi Anubisin ona Düzen Efendilerine karşı üstünlük veren bir silahı var.
Almanı istiyorum. Daha önce kendiliğinden bana bir şey veren olmadı.
Mantıklı bir cevap veren tek kişi sizsiniz.
Sadece parasını veren üç tane zengin yabancı şehri dert etsek yeter.
Çok veren, çok yaşar!
Bunu bana veren kız, fotoğraftaki kızın ta kendisi.
