A BORDER in Turkish translation

[ə 'bɔːdər]
[ə 'bɔːdər]
sınır
border
boundary
limit
frontier
line
perimeter
borderline
demarcation
fringe
no bounds
sınırı
border
boundary
limit
frontier
line
perimeter
borderline
demarcation
fringe
no bounds
sınırları
border
boundary
limit
frontier
line
perimeter
borderline
demarcation
fringe
no bounds
sınıra
border
boundary
limit
frontier
line
perimeter
borderline
demarcation
fringe
no bounds

Examples of using A border in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
A border with nothing on the other side of it.
Sınırın diğer yanında hiçbir şey olmadığını.
Do you know why there's a border?
Sınırın neden varolduğunu biliyor musun?
Where there's a border there's smugglers,
Sınırın olduğu yerde kaçakçılar
I don't think these people know they're crossing a border.
Bu insanlar sınırdan geçtiklerinin farkında değiller.
A border with nothing on the other side of it.
Sınırın diğer yanında hiçbir şey olmadığını… Hem de hiçbir şey.
And he wants a border… according to the movement of people, not territory.
Ve sınırın halkın yer değiştirmesine göre olmasını istiyor, bölgesel değil.
FBI says I killed a border patrolman in Laredo, Texas.
FBI, Laredo, Texas sınırında bir görevliyi öldürdüğümü söylüyor.
A border skirmish in violation of treaty.
Bir antlaşmanın ihlali sınırlarında bir muharebe.
Now, men without a clue are imposing a border like a crack through my country.
Şimdi, fikirsiz adamlar ülkemde bir çatlak gibi sınırlar koyuyor.
Crossing a border unless it really mattered. Stepulov's basically their leader, he wouldn't risk.
Stepulov onların asıl lideri ve önemli olmasa sınırdan geçmezdi.
he wouldn't risk crossing a border unless it really mattered.
önemli olmasa sınırdan geçmezdi.
Problem is that he can sit on a border.
Sorun şu ki sınırlarda dolaşabilir.
The minute he rents a car or crosses a border.
Araba kiraladığı anda ya da sınırdan geçtiği anda.
I need to cross a border that's hard to define.
Tanımlaması güç bir sınırı geçmem gerek.
Did you come to a border or a point of no return?
Dönüşü olmayan bir sınıra veya noktaya geldin mi?
Dear mom… what is it that's lost when you cross a border.
Sevgili anne… bir sınırı geçerken kaybettiklerin nedir.
Now I know they're more than a border.
Artık bir sınırdan fazlası olduklarını biliyorum.
Did he claim to be a border cowboy?
Hudut kovboyu olmayı mı talep etmişti o?
They can't possibly have enough ships to patrol a border this size.
Bu büyüklükteki bir sınırda devriye yapacak kadar çok gemileri olamaz.
A border disputes with our neighbors.
Komsularimizla bir SINIR cekismesi yuzunden.
Results: 248, Time: 0.0366

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish