AGONIZING in Turkish translation

['ægənaiziŋ]
['ægənaiziŋ]
acılı
pain
bitter
painful
hurt
agony
sad
spicy
pity
grief
harsh
işkence veren
dolu
full
hail
fully
a lot of
load
filled
packed
occupied
kıvrandıktan
ıstıraplı
agony
anguish
misery
pain
suffering
grief
acı
pain
bitter
painful
hurt
agony
sad
spicy
pity
grief
harsh

Examples of using Agonizing in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
It must have blood, or it dies an agonizing death Please stop!
Kan olmalı yoksa acılar içinde ölür.- Lütfen durun!
It was an experiment to find the most agonizing way to kill someone.
Bir insanı en acı verici şekilde öldürme şeklini bulma üzerine yapılan bir deneydi.
Agonizing shrieks, the stench of burning flesh.
Acı çeken çığlıklar, yanan et kokusu.
Do you realise how agonizing it is to watch you people?
Sizi izlemenin ne kadar acı verici olduğunun farkında mısınız?
Remembering it, agonizing, but recovering the truth is worth the suffering.
Ama gerçeği kurtarmak Hatırlamak, acı verici, acı çekmeye değer.
For her, it must have been agonizing.
Onun için, kahredici olmalıydı.
My sister went through 56 hours of agonizing labor.
Ablam 56 saat doğum sancısı çekti.
They remember the blood and the bones and the long, agonizing fight to the top.
Fışkıran kanı, kırılan kemikleri ve uzun, acı veren savaşları hatırlarlar.
The agonizing loss of a child!
Çocuğunu kaybetme işkencesi!
This is agonizing.
Bu resmen işkence.
I did not know what courage meant to me until I endured seven agonizing days in captivity.
Cesaretin ne demek olduğunu esaret altında yedi gün geçirene kadar bilmiyordum.
Why're you agonizing over it?
neden bu kadar üzerinde duruyorsun?
Then you know how agonizing this is for me.
O halde bunun benim için ne kadar acı verici olduğunu da biliyorsundur.
Not enough morphine and you would be in horrible, agonizing discomfort.
Yeteri kadar morfin olmazsa kendini berbat bir acı veren ağrıların içinde bulursun.
Living will become more and more agonizing.
Yaşamak daha ve daha eziyetli hale getiriyor kendini.
So, after agonizing over all this stuff all night.
Dolayısıyla tüm gece bunlarla mücadele ettikten sonra.
My attachment to Veronica finally became agonizing for both of us.
Veronicaya karşı takıntım, ikimiz için de işkence haline geldi.
My attachment to Veronica finally became agonizing for both of us.
Veronicaya olan takıntım ikimiz için de eziyete dönüştü.
You left her agonizing like an animal.
Onu bir hayvan gibi ölüme terk ettiniz.
For three agonizing weeks there was nothing.
Elimizde hiçbir şey yoktu. Üç acı veren hafta sonunda.
Results: 84, Time: 0.0665

Top dictionary queries

English - Turkish