karmaşıklaştırıyorsun
complex
intricate
messy
chaotic
elaborate
tricky
complexity
complicated
sophisticated
confusing zorlaştırdığını
hard
difficult
tough
rough
hardly
have
barely
tricky
challenging
complicated karışık
complex
messy
mess
intricate
chaotic
assorted
medley
tricky
mixed-up
confusion karıştırmış
to mix it up
to interfere
to pry
to get involved
meddling
to be involved
mingling
up
to mess with karmaşıklaştırmak
complex
intricate
messy
chaotic
elaborate
tricky
complexity
complicated
sophisticated
confusing
Only adults complicate & stress their lives. Sadece yetişkinler hayatlarını zorlaştırıp strese sokarlar. Complicate the process for everybody. We believe that fathers just.Babaların süreci herkes için karmaşıklaştırdığına inanıyoruz. Son, you so complicate my life. Border crossings are another problem that will complicate BiH exports. Sınır geçişleri de BHnin ihracatını karmaşık hale getirecek başka bir sorun. But it might complicate our working relationship. Ama bu, iş ilişkimizi karmaşık hale getirebilir.
That could further complicate the political situation. Bu, siyasi durumu daha da karmaşık hale getirebilirdi. My skill much more complicate . That can complicate matters. O, konuyu karmaşık hale getirebilir. That will complicate matters more. O meseleleri daha karmaşık hale getirecek. Because-- here's the thing-- that sex can really complicate things, from personal experience I found. Kişisel deneyimime dayanarak… Şu var: zorlaştırdığını söyleyebilirim… seksin işleri gerçekten. can often complicate the interaction with the backup volume. genellikle yedekleme birimi ile olan etkileşimi zorlaştırabilir . which can complicate a meal like this. böyle bir yemeği zorlaştırabilir . don't let them complicate things. işleri daha da karıştırmasınlar . In other cases, an individual may have biological sex characteristics that complicate sex assignment, and the person may be intersex. Bazı durumlarda ise, birey cins atamasını güçleştiren biyolojik cins özelliklerine sahip olabilir ve kişi erdişi olabilir. Sorry. it could complicate things. Well, Bu da işleri karışık bir hale sokabilir. Üzgünüm. it could complicate things. bu da işleri karışık bir hale sokabilir. The pressure from workers and the possible radicalisation of the strike will further complicate the situation. İşçilerden gelecek baskı ve grevlerde yaşanacak olası bir radikalleşme, durumu daha da karmaşık hale getirecektir. I'm not that fond of fish, except socially, which can complicate a meal like this. Ben, balıkların düşkün değilim Böyle bir yemek karmaşık hale getirebilir, hangi sosyal hariç. some rightist parties in Slovenia are sponsoring a referendum initiative that could complicate Croatia's entry into NATO as well. Slovenyadaki bazı sağ partiler Hırvatistanın NATO üyeliğini de karmaşık hale getirebilecek bir referandum girişimini destekliyorlar. judgment of a scientist, which acts to temper and complicate the reader's intuitive reactions to the story. okuyucuların sezgisel tepkilerini kıvama getirip karmaşıklaştırarak eyleme geçiren hükümlerinin soğukkanlılığına da sahip olmalıdır.
Display more examples
Results: 52 ,
Time: 0.057
Turkce
Български
Deutsch
Ελληνικά
عربى
বাংলা
Český
Dansk
Español
Suomi
Français
עִברִית
हिंदी
Hrvatski
Magyar
Bahasa indonesia
Italiano
日本語
Қазақ
한국어
മലയാളം
मराठी
Bahasa malay
Nederlands
Norsk
Polski
Português
Română
Русский
Slovenský
Slovenski
Српски
Svenska
தமிழ்
తెలుగు
ไทย
Tagalog
Українська
اردو
Tiếng việt
中文