FAULTY in Turkish translation

['fɔːlti]
['fɔːlti]
yanlış
wrong
false
incorrect
mistake
correctly
bozuk
bad
corrupt
change
faulty
rotten
defective
broken-down
dysfunctional
stale
broken
hatalı
mistake
error
wrong
fault
bug
failure
flaw
glitch
arızalı
malfunction
failure
glitch
breakdown
fault
broken down
failsafe
pogo
kusurlu
flaw
imperfection
defect
defective
's a deficiency
blemish
offense
imperfect
bozulmuş
break down
hatası
mistake
error
wrong
fault
bug
failure
flaw
glitch
hata
mistake
error
wrong
fault
bug
failure
flaw
glitch
bozuldu
break down
hatalı servis kaydı vardı kimsenin bana bahsetmedigi

Examples of using Faulty in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
He was placed into a corner by faulty DNA evidence of the Cook.
Cook ilçesinde yerleştirilen kusurlu DNA kanıtı ile suçlandı.
Overtime records and not faulty equipment.
sorun fazla mesai değil, bozuk cihazmış.
Or… Sabotage? faulty manufacturing?
Ya da üretim hatası.- Sabotaj mı?
Faulty. Great.- Nice scarf.
Bozuldu. Harika.- Güzel fular.
No, the sound's not faulty-- righting writing wrongs.
Hayır, seste hata yok-- yazım yanlışlarını düzeltme.
I should have said faulty, it's a better word.
Kusurlu demeliydim, bu daha iyi bir kelime.
It is highly likely they drifted south due to faulty batteries.
Arızalı bataryalar nedeniyle güneye sürüklenmiş olmaları çok muhtemel.
Taken by the faulty brakes of a freight liner. The people I loved most.
En sevdiğim insanları… bir konteyner treninin bozuk frenleri aldı.
Great. Faulty.- Nice scarf.
Bozuldu. Harika.- Güzel fular.
See, that's where your logic is faulty.
Gördün mü, sendeki mantık hatası bu işte.
Faulty HVAC unit in the Oslo facility.
Oslo tesisindeki ısıtma, havalandırma ve klima biriminde hata.
Faulty human mechanism, unfortunately.
Kusurlu insan mekanizması ne yazık ki.
If I had a toolbox I could take care of that faulty radiator.
Bir alet çantası olsaydı şu arızalı radyatörün çaresine bakabilirdim.
The people I loved most, taken by the faulty brakes of a freight liner.
En sevdiğim insanları… bir konteyner treninin bozuk frenleri aldı.
Nomad, you are imperfect. Faulty.
Nomad, sen mükemmel değilsin! Hata.
Faulty logic.
Mantık hatası.
Great. Faulty.- Nice scarf.
Harika.- Güzel fular. Bozuldu.
He just confessed to using faulty parts on that plane.
Uçakta kusurlu parçalar kullandığını itiraf etti.
This time we have got faulty regulators and a duff radio.
Bu sefer de regülatörlerimiz ve telsizimiz arızalı.
Faulty manufacturing.- Sabotage?- Or.
Sabotaj mı?- Ya da üretim hatası.
Results: 380, Time: 0.0525

Top dictionary queries

English - Turkish