GAZE in Turkish translation

[geiz]
[geiz]
göz
eye
look
eyeball
sight
ocular
iris
retinal
take
bakışları
look
see
glance
view
glimpse
stare
vision
eyes
gaze
perspective
bak
look
to see
take care
to check
stare
watch
lookin
peeking
bakışı
look
see
glance
view
glimpse
stare
vision
eyes
gaze
perspective
bakışlarını
look
see
glance
view
glimpse
stare
vision
eyes
gaze
perspective
bakışlarından
look
see
glance
view
glimpse
stare
vision
eyes
gaze
perspective
gözü
eye
look
eyeball
sight
ocular
iris
retinal
take
bakmak
look
to see
take care
to check
stare
watch
lookin
peeking

Examples of using Gaze in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
You're gonna have to excuse Mr. Stonesipher's slack-jawed gaze.
Bay Stonesipherın bakışlarını mazur gör.
At her ugly mug while trying to digest. Maybe he topped himself having to gaze.
Bakmak zorunda kaldığından boğulmuştur. Belki de yemek yerken çirkin suratına.
I was afraid of your gaze.
senin bakışlarından korkmuştum.
So you would like me to get you flowers gaze into your eyes and say.
O zaman sen benden hoşlanıyorsun. Çiçekler… gözlerimin içine bak ve söyle.
That's an assassin's gaze, if ever I saw one.
Bu suikastçı bakışı, bu bakışı fazla görmedim.
I will feed her that gaze too.
Onun o bakışlarını da ona yediririm.
Then I will have to pierce your shell and gaze within?
O zaman kabuğunu delmek ve içine bakmak zorundayım?
He said: Thou wilt not see Me, but gaze upon the mountain!
Dedi:'' Asla göremezsin beni! Ama şu dağa bak!
And Cosimo's gaze reflected on Libra, the scales of balance.
Ve Cosimonun bakışı Libraya adalet terazisine yansıtılmış.
The way she dressed up, kept avoiding his gaze.
Giyiniş şekli, onun bakışlarını görmezden geliş şekli.
Gaze upon death. Gaze upon death.
Ölümüne bak. Ölümüne bak.
Torture is other people's gaze, people who judge.
İşkence başka insanların bakışı, yargılayan insanlardır.
Your glory illumines everything with light…""… when my sinful eyes cast their beseeching gaze.
Senin ihtişamın her şeyi aydınlatır günahkar gözlerim yalvaran bakışlarını yönelttiğinde.
Gaze upon death.
Ölümüne bak.
A man's gaze isn't wind.
Gerek yok. Bir adamın bakışı rüzgara benzemez.
The wizard actually distracted… directs people's gaze wherever they want.
Sihirbaz aslında dikkat dağıtarak… insanların bakışlarını istediği yere yönlendirir.
Now, gaze into the nipple.
Şimdi mememe bak.
That gaze.
O bakışı.
Gaze with those pain in the eyes!
O acılı gözlerle bak!
The seal's wide spindrift gaze towards paradise.
Fokun su damlayan bakışı cennete yönelmişti.
Results: 188, Time: 0.0758

Top dictionary queries

English - Turkish