GLARING in Turkish translation

['gleəriŋ]
['gleəriŋ]
göze batan
parlak
bright
shiny
brilliant
sparkly
luminous
glossy
radiant
glorious
glowy
glitter
göz kamaştırıcı
dik dik bakmayı
to stare
kötü bakışlar

Examples of using Glaring in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Up on his hind legs, chicken bone in his mouth, with those two little red eyes glaring at you.
Arka ayakları üzerinde, iki küçük apaçık kırmızı gözle, sana bakarken ve ağzında küçük tavuk kemiği ile.
Because if you were looking to shut him down before he got his story out. all that glaring was a great way to go about it.
Eğer niyetin, hikâyesini anlatmadan önce adamın fişini çekmektiyse bütün o ters bakışlar, bunu yapmak için çok güzel bir yoldu.
The Queen turned crimson with fury, and, after glaring at her for a moment like a wild beast, screamed'Off with her head!
ona bir an için vahşi bir hayvan gibi parlak sonra, başını Kapalı çığlık attı!
stepping out of the elevator into the bright and glaring lights of the operating room,
ameliyathanenin parlak ve göz kamaştırıcı ışıklarına adım atarken,
The most glaring examples were the October murder of a young intern
En çok göze çarpan örnekler Ekim ayında genç bir stajyerin öldürülmesi
And we operate under the glare of media lights.
Ve medyanın parlak flaşları altında çalışacağız.
She glared at him.
O ona dik dik baktı.
A lover of darkness, it burrows under stones to escape the glare of the sun.
Güneşin parıltısından kaçmak için, taşların altında yatan, karanlığın sevgilisidir.
What's that glare?
O parlayan nedir?
What glare?
Tom glared at them.
Tom onlara ters ters baktı.
You-- you want to come over and ease the glare?
Gelip bakışlarını biraz yumuşatmak ister misin?
Her cold glare, as if I were the assailant.
O buz gibi bakışı, suçlu benmişim gibi.
The child glared impudently at its mother.
Çocuk arsızca gözlerini annesine dikti.
Prevents glare and reflections.
Parlama ve yansımaları engeller.
Glare of the white hurts my eyes, sir.
Beyazın parıltısı gözlerimi acıtıyor, efendim.
When I shut my eyes, the picture of those eyes glares at me.
Gözlerimi kapadığımda bana ters ters_BAR_bakan o gözleri görüyorum.
Don't give me the cop glare.
Polis bakışını bana yapma.
She's waiting for the rockets' red glare and the bombs doing you know what.
Fişeklerin kırmızı ışığını bekliyor ve bunu bombalar yapacak.
You can glare at me all you want to, but you are gonna help.
Bana istediğin kadar ters ters bakabilirsin ama bir yandan da yardım edeceksin.
Results: 41, Time: 0.0625

Top dictionary queries

English - Turkish