LIFETIME in Turkish translation

['laiftaim]
['laiftaim]
bir ömür
a lifetime
life
forever
lifelong
to live
lifetime
hayatta
life
live
yaşam süresi
bir yaşam
life
live
a living
lifetime
bir lifetime
a lifetime
hayatının
life
live
hayatı
life
live
bir ömürlük
a lifetime
life
forever
lifelong
to live
hayatımın
life
live
bir ömrü
a lifetime
life
forever
lifelong
to live
bir ömre
a lifetime
life
forever
lifelong
to live

Examples of using Lifetime in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
I'm giving him the chance of a lifetime, do you hear?
Sana hayatının fırsatını verdiğini söylüyor?
My dad says good opportunities only turn up once in a lifetime.
Babam iyi fırsatların hayatta bir kez çıktığını söyler.
The Drake will take a lifetime.
gideceğim. Drake, bir yaşam alacak.
And I don't plan on spending the rest of that lifetime sensing power.
Hayatımın geri kalanında ön sezgili bir güçle yaşamak gibi bir planım yok.
A lifetime of infection and his lungs all filled with phlegm.
Bu bir ömürlük enfeksiyon ve ciğerleri dolmuş balgamla.
You have been through something that most people don't experience in a lifetime.
Çoğu insanın hayatı boyunca yaşamadığı bir deneyim yaşadın.
I'm gonna hand you the shock of a lifetime. Bob.
Sana hayatının şokunu yaşatacağım. Bob.
In your earlier six births you were Kalicharan's Champa In this lifetime.
Daha önceki 6 yaşamında Kalicharannın Champasıydın. Bu hayatta!
A very long lifetime without kids.
Çocuksuz çok uzun bir yaşam.
When in love, you can fit a lifetime into one night.
Sevdiğin zaman bir ömrü bir geceye sığdırabilirsin.
Lady, you just gave me… the idea of a lifetime.
Bayan, bana hayatımın… fikrini verdiniz.
Why change what appears to be the habit of a lifetime, Pop?
Bir ömürlük alışkanlığı değiştirmek neden baba?
Lifetime in prison being loved by a big old girl named Hilde.
Hapishane hayatı Hilde isimli, büyük yaşlı bir kızla aşk yaparak geçer.
And then I am gonna uncork the ass-beating of a lifetime on you!
Sonra da sana hayatının dayağını atacağım!
This opportunity comes once in a lifetime. You know who we are.
Bizi tanıyorsun. Bu fırsat hayatta bir kez gelir.
After a lifetime together.
Bir ömrü beraber geçirdikten sonra.
While I took the beating of a lifetime, Don Price was ultimately defeated.
Ben hayatımın dayağını yemiştim ama Don Price yenilmişti.
I have spent a lifetime preparing for a lifetime.
Bir ömre hazırlanmak için bir ömür harcadım.
His effort to bring under one roof… the spiritual and intellectual wisdom of a lifetime.
Bir ömürlük entelektüel ve spiritüel bilgiyi tek çatı altında toplama çabası.
Can't expect an Irish serf to forget the habits of a lifetime.
İrlandalı bir köleden hayatı boyunca edindiği alışkanlıkları unutmasını bekleyemezsin.
Results: 1642, Time: 0.0554

Top dictionary queries

English - Turkish