WALKING STICK in Turkish translation

['wɔːkiŋ stik]
['wɔːkiŋ stik]
baston
cane
stick
walking stick
baton
yürüyüş değneklerinin
bastonu
cane
stick
walking stick
baton
bastonunu
cane
stick
walking stick
baton

Examples of using Walking stick in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
He's constructing some kind of fantasy with Valda and Malone, the walking stick.
Valda, Malone ve bastonla ilgili bir fantazi kuruyor.
Years Don't you think I would know that walking stick is a gun?
Yıllık, bastonunun silah olduğunu, bilmediğimi mi sanıyorsun?
No, I need a walking stick.
Hayır, yürüyüş değneği lazım.
It appears to be the artifact that you were after, the walking stick.
Peşinde olduğun objeye benziyor bastona.
One particularly large penis taken from a bull has been converted into a walking stick.
Boğadan alınmış, özellikle büyük bir boğa penisi bastona dönüştürülmüştür.
All right, so can anyone tell me the significance of Ethan's walking stick in this chapter?
Peki kim bu bölümdeki Ethanın bastonunun anlamını söyleyebilir?
Larry Henderson's missing walking stick. The defense would like to introduce into evidence.
Savunmamız için yeni kanıtımız olan… Larry Hendersonın yürüyüş değneklerini sunmak istiyoruz.
I think he would sooner shove that walking stick down your throat.
Bence çok yakında yürüyüş sopasını gırtlağına sokacak.
A missing walking stick?
Kayıp bir baston.
What's that"Walking Stick" thing you used to play?
Neydi hani şu'' Yürüyüş Sopası'' şarkısı?
What"Walking Stick"?
Yürüyüş Sopası'' mı?
A walking stick, a moca, or something of this type.
Bir baston, sopa… O tip bir şey.
I-I'm a walking stick.
Ben bir bastonum.
He carries a ridiculous walking stick and has a human manservant.
Saçma bir bastonu var ve ona bir insan hizmet ediyor.
And has a human manservant. He carries a ridiculous walking stick.
Saçma bir bastonu var ve ona bir insan hizmet ediyor.
Let me cut you a walking stick.
Sana bir baston yapayım.
I mean, a walking stick.
Pardon yürüme sopası.
I'm not the only one who uses a walking stick like that.
Böyle bir baston kullanan tek kişi ben değilimdir her halde.
A rather heavy walking stick.
Ağır topuzlu bir yürüyüş bastonu.
Squire's walking stick.-What's that?
Köy ağasının yürüyüş asası. O ne?
Results: 64, Time: 0.0407

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish