HAS in English translation

unique
özel
özgün
has
özgü
biricik
tekil
eşsiz
benzersiz
emsalsiz
farklı
has
var
sahip
hiç
daha
beri
zaten
yok
üzerinde
ilgili
zaman
in your own
kendi
has
tek başına
distinctive
belirgin
özel
özgün
ayırt edici
farklı
kendine özgü
kendine has
have
var
sahip
hiç
daha
beri
zaten
yok
üzerinde
ilgili
zaman
inimitable
eşsiz
verilmediğini
has
benzersiz
wherefrom
şaraptan
hem
has

Examples of using Has in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Harrison işlerini kendine has bir şekilde hallederdi.
Harrison had his own way of doing things.
Kendime has düşünce tarzım yüzünden Akademiden atıldım.
I got kicked out of the Imperial Academy for having a mind of my own.
Kontun kendine has bir hayat tarzı olduğu kesin.
Certainly the count had his own way of life.
Gelinlik has ipekten fildişi rengi taftadan yapıldı.
The dress is made of yards of ivory pure silk taffeta.
Sen has adamsın.
You're a real man.
Ona has özelliklerden biriydi.
That was one of her peculiar traits.
Çünkü has adamlar dışarda kavga eder.
Because real men fight outside.
Hepsi has erkekler.
They're real men.
Kendine has. Duygusal Jeeta.
Your very own.'Jeeta the Emotional.
Kendine has, karanfil ve tarçınla tütsülenmiş kuzu eti yapıyor.
His speciality being lamb smoked with cloves and cinnamon.
Kendine has gariplikleri vardı.
He had very weird ways.
Nashin has elemanıydı.
He was Nash's boy.
Tüm yapıların kendine has bir rezonans frekansı olur.
Each structure has its own resonant frequency.
Has, zevk meleği.
An angel of pure delight.
Oradaki tepede kendine has küçük bir şapel gibi.
It's almost like a little chapelle onto itself upon the hill, there.
Böylece, hackerlar matematiğe has bu karmaşıklıkta şifreleri kıramazlar?
So, the reason hackers can't break the encrtions is because of the sheercomplexity of the math?
Roma göçmenlerle kendine has bir yöntemle baş eder.
Rome has its own way of behaving with Non-EU nationals.
Kendine has usulüyle parayı iade etti.
He paid me back in his own peculiar way.
Çok yoğun, has ve keskin bir tadı vardır.
It's a very intense pure and deep taste.
Çok yoğun, has ve keskin bir tadı vardır.
And deep taste. It's a very intense pure.
Results: 397, Time: 0.0423

Top dictionary queries

Turkish - English