A PRIVILEGE in Turkish translation

[ə 'privəlidʒ]
[ə 'privəlidʒ]
bir ayrıcalık
privilege
an exception
exclusive
concession
bir imtiyaz
a privilege
a concession
bir ayrıcalıktır
privilege
an exception
exclusive
concession
bir ayricalik

Examples of using A privilege in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Killing is a privilege left only to the gods. So be it.
Öyle olsaydı. Öldürmek yalnızca tanrılara bırakılmış bir ayrıcalıktır.
Gentlemen, it's been a privilege flying with you.
Baylar… sizinle uçmak bir ayrıcalıktı.
And it's… it's an honor and a privilege to work in your chambers.
Sizinle çalışmak bir onur ve bir ayrıcalıktır.
It's been a privilege flying with you. Gentlemen.
Beyler… sizinle uçmak benim için bir ayrıcalıktı.
It's been a privilege flying with you. Gentlemen.
Sizinle uçmak benim için bir ayrıcalıktı. Beyler.
Being a"Returned" is a privilege, not a curse.
Geri gelmek lanet değil bir ayrıcalıktır.
It's been a privilege flying with you. Gentlemen.
Baylar… sizinle uçmak bir ayrıcalıktı.
Thank you, sir. And may I say, it's a privilege to be here, sir.
Teşekkürler komutanım. Burada olmak bir ayrıcalıktır komutanım.
Gentlemen, it's been a privilege flying with you.
Sizinle uçmak benim için bir ayrıcalıktı. Beyler.
I'm sorry. This is a privilege enjoyed solely by the spouse of an offender.
Bu sadece suçlunun eşi için bir ayrıcalıktır -Üzgünüm.
It's been a privilege serving a warrior like you.
Sana hizmet etmek bir ayrıcalıktı.
every day was like a privilege.
her gün sanki bir ayrıcalıktı.
There's a privilege that I'm getting.
Benim bir ayrıcalığım var.
That means that it has a privilege that other countries do not have.
Bu, Amerikanın, diğer ülkelerde olmayan bir ayrıcalığa sahip olduğu anlamına geliyor.
A privilege, I hasten to add, which I don't underestimate in the slightest.
Hiç küçümsemediğim bir ayrıcalık olduğunu hemen eklemek isterim.
For education that is not just a privilege for the rich.
Sadece zenginlerin ayrıcalığı olmayan bir eğitim için.
Sit in our court it's a privilege… they have very few.
Sarayımızda oturmanın ayrıcalığı… çok az kişiyle sınırlıdır.
But it's a privilege nonetheless.
Ama yinede bir öncelik işte.
In fact, it's more than a privilege. It's a real privilege..
Hatta bu ayrıcalıktan da öte.
It's a shame, uh, everyone can't enjoy it. such a privilege.
Ne ayrıcalık. Ne yazık ki, herkes bu zevki tadamaz.
Results: 437, Time: 0.0413

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish