ARGUING in Turkish translation

['ɑːgjuːiŋ]
['ɑːgjuːiŋ]
tartışmayı
to discuss
to argue
to fight
to debate
argument
quarrel
to dispute
tartışırken
arguing
discussing
in an argument
debating
when
tartışarak
arguing
discussing
debating
argument
fighting
savunarak
arguing
defending
support the claim
maintaining
in support
tartışıyor
discussing
arguing
debating
fighting
discussion or
be disputing
kavga
fight
brawl
quarrel
argument
feud
row
strife
altercation
savundu
to defend
defense
to uphold
advocating
defensive
arguing
to plead
advocacy
iddia
claim
argue
bet
say
argument
assert
suggesting
alleged
allegations
supposedly
hakkında tartışırken
argue about
münakaşa
debate
altercation
argument
arguing
dispute
quarrel
is quibbling
bickering

Examples of using Arguing in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
last week, arguing about a gun.
Kevini silah hakkında tartışırken duydun.
Let's stop the arguing. We're only wasting time.
Sadece zamanımızı boşa harcıyoruz. Tartışmayı keselim.
I won't waste my time arguing with a man That's it.
Köpekbalığına yem olmaya meraklı biriyle tartışarak vakit kaybedecek değilim.
You can't? I feel bad that we keep arguing.
Uyuyamıyor musun? Sürekli kavga ettiğimiz için kendimi kötü hissediyorum.
She's arguing with my dad.
Babamla münakaşa ediyor.
Are her eyeballs and brainpan arguing again?
Yine mi gözbebekleriyle kafatası tartışıyor?
No. I will be there in about 15 minutes, so stop arguing.
Hayır. 15 dakika sonra oradayım, tartışmayı kesin.
No more arguing.
Artık kavga yok.
Flamboyant, African-American lawyer, arguing on behalf of your picture of perfect white, hetero family.
Frapan, Afro-Amerikalı avukat. Mükemmel beyaz-hetero aile resminizle tartışıyor.
Some people are cooking, some are arguing.
Kimileri yemek yapıyor, kimileriyse münakaşa ediyor.
And we're wasting time arguing about it. You're right.
Haklısın, biz de bunu tartışarak zaman harcıyoruz.
I feel bad that we keep arguing.
Sürekli kavga ettiğimiz için- Uyuyamıyor musun? kendimi kötü hissediyorum.
Tenants arguing.
Kiracılar tartışıyor.
Waste no more time arguing about what a good man should be.
İyi adamın nasıl olması gerektiği konusunda tartışarak daha zamanınızı harcamayın.
Why are you arguing?
Neden kavga ediyorsunuz?
Arguing for the authority to do it. Weitzman is at the foundation right now.
Weitzman şu anda kurumda… bunu yapmak için otoriteyi tartışıyor.
But I'm not going to waste the rest of my time arguing about this.
Ama vaktimin kalanını bunu tartışarak geçirmeyeceğim.
Your father and I were arguing.
Sürekli babanla kavga ediyoruz.
Weitzman is at the foundation right now… arguing for the authority to do it.
Weitzman şu anda kurumda bunu yapmak için otoriteyi tartışıyor.
And that's how me and Willie left it, arguing like a pair of old women.
İşte Willie ile böyle ayrıldık iki yaşlı karı gibi tartışarak.
Results: 956, Time: 0.1104

Top dictionary queries

English - Turkish