CRUMBLED in Turkish translation

['krʌmbld]
['krʌmbld]
parçalandı
piece
track
item
fragment
song
bit
shard
particle
component
slice
çöktü
to collapse
crash
squatting
get down
ufalandı
serpildiğinde
crumbled
harap
crumble
devastated
ruined
destroyed
wrecked
wasted
dilapidated
wracked
ravaged
rundown

Examples of using Crumbled in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
I watched as their cores crumbled to flexel.
Özlerinin flexel gibi ufalanmasını izlemiştim.
And the mountains crumbled.
Dağlar darmadağın edilip parçalandığı.
Even after we are crumbled bones?
Biz çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı?
Buildings crumbled around Samnam Theater.
Samnam tiyatrosunun etrafındaki binalar yıkılmıştı.
As his empire crumbled, he tried to control what was left of the German Army.
İmparatorluğu parçalandığı için ordudan geriye kalanları kontrol etmeye çalışıyordu.
The monarchy crumbled. In Hungary,
Devrimler oldu. Monarşi yıkıldı. Macaristan
Turmeric, crumbled saffron threads? Ginger, ok.
Zerdeçal, öğütülmüş safran parçaları mı? Zencefil, peki.
Ginger, ok. Turmeric, crumbled saffron threads?
Zerdeçal, öğütülmüş safran parçaları mı? Zencefil, peki?
Confidence in allied protection crumbled.
Müttefiklerin sağladığı korumaya olan güven un ufak olmuştu.
Just cuz of 12 grams. I crumbled.
Sadece 12 gram beni yıktı.
And the mountains crumbled.
Dağlar serpildikçe serpildiği.
The monarchy crumbled.
Monarşi yıkıldı.
She crumbled a biscuit.
O bir bisküviyi parçaladı.
Deal crumbled.
anlaşma yalan oldu.
The sink just crumbled in my hands like it was nothing.
Lavabo sanki yumuşacık bir şeymiş gibi ellerimde dağılıverdi.
Salan in prison confessed:'Everything crumbled around us'!
Salan hapishanede şöyle itiraf etti:'''' Çevremizdeki her şey un ufak oldu!
Eighteen months ago, you would have crumbled.
Ay önce olsa, paramparça olmuş olurdun.
Buildings crumbled right in front of my eyes.
Gözlerimin önünde binalar unufak olmuştu.
Democracy crumbled quickly.
Demokrasi çabuk dağıldı.
For instance, Sans III can no longer be exhibited to the public because the latex boxes have curled in on themselves and crumbled.
Örneğin, Sans III artık halka sergilenmiyor çünkü lateks kutuları kendi üzerine kıvrıldı ve parçalandı.
Results: 61, Time: 0.0606

Top dictionary queries

English - Turkish