INKLING in Turkish translation

['iŋkliŋ]
['iŋkliŋ]
bir fikrin
idea
opinion
thought
notion
ipucu
clue
lead
hint
tip
cue
pointers

Examples of using Inkling in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
You seemed to have some inkling of this why didn't you let me in on it? The only thing
O da tüm bunlar karşısında senin başından beri önsezin vardı… yani neden bana anlatmadın?
For all their brilliance, the people of those civilizations had no inkling they were experiencing abrupt climate change.
Tüm dehalarına ragmen, bu medeniyetlerin insanlarının yaşadıkları ani iklim değişikliği hakkında en ufak bir ipuçları yoktu.
Speak! If you are the Oracle, if there is an inkling of good in you, tell me.
Konuşsana! içinde bir nebze iyilik kaldıysa bana söyle. Eğer Kâhinsen.
It's because they have an inkling of what the future has in store for them beyond graduation.
Çünkü geleceğin kendileri için mezuniyet sonrasına ne sakladığı hakkında şüpheleri vardır.
At first I knew not what to make of this; but soon an inkling of the truth occurred to me.
İlk başta ben bunu yapmak için ne biliyordu, ama gerçeğin yakında bir işareti oluştu bana.
But have no hint, not an inkling, about up-down, These Flatworlders know about left-right and forward-back.
Bu Düzdünyalılar solu-sağı ve önü-arkayı biliyor… ama yukarı-aşağı hakkında hiçbir fikirleri, sezgileri yok.
And there was just the inkling of a breeze Good morning? There was a moment there when I had the fans oscillating when I didn't feel like in the perfect contrapuntal motion, coming through the mosquito screens.
Günaydın. Fanların bir ara mükemmel… bir zamanlamayla dönüyordu… ve sineklikten gelen, ufak bir esintinin… izleri vardı.
Dad, if there are any romantic inklings, you're simply not ready.
Baba, eğer herhangi duygusal bir işaret varsa sen hiç hazır değilsin.
This is, like, when I first had my creative inklings about this concept.
Bu, bu kavramla ilgili ilk yaratıcı düşüncem.
As already noted herein Faraday, and before him, Ampère and others, had inklings that the luminiferous ether of space was also the medium for electric action.
Bu noktada Faraday, onun öncesindeki Ampere ve diğerleri çoktan ipuçlarına sahiplerdi. Buna göre uzayın ışık saçan etheri ayrıca elektrik hareketinin belli bir aracıydı.
The Inklings was an Oxford writers' group which included C. S. Lewis,
Inklings, C. S. Lewis, J. R. R. Tolkien,
Spare me your inkling, Jane. But I have an inkling that's not necessarily.
Ama seziyorum ki illa bu… Bırak sezilerini, Jane.
I had an inkling, when we first met.
İlk tanıştığımızda bunu tahmin etmiştim.
Do you even have any inkling why you're here?
Neden burada olduğuna dair bir fikrin var mı?
But there was never a inkling of anything physical between us.
Ama hiçbir zaman aramızda fiziksel bir şey olmadı.
The inkling I was chasing… the thing that troubled me.
Aradığım ipucu… benim başıma bela olan şey.
Tom never had an inkling that Mary and John were dating each other.
Tomun Mary ve Johnun birbirleriyle flört ettikleri konusunda hiçbir kuşkusu yok.
Doesn't that give you some inkling about what's going to happen here?
Neler olacağıyla ilgili bir fikrin var mı?
Have you any inkling who you're dealing with?
Kiminle uğraştığına dair herhangi bir fikrin var mı?
Jack never gave you an inkling?
Jack sana hiç ipucu vermedi mi?
Results: 235, Time: 0.0665

Top dictionary queries

English - Turkish