INTOLERANCE in Turkish translation

[in'tɒlərəns]
[in'tɒlərəns]
hoşgörüsüzlük
tolerance
leniency
indulgence
forbearance
lenience
of toleration
tahammülsüzlük
stand
bear
abide
tolerate
endure
take
put up
afford
live
forbearance
hoşgörüsüzlükle
intolerance
duyarlılık
sensitive
sensible
responsive
sentient
susceptible
tender
impressionable
reactive
sense
sensitivity
intoleransı
intolerance
intolerance
toleranssızlıkla
intolerance
anlayışsızlık
understand
of understanding
insight
sympathy
perception
sense
mindset
hoşgörüsüzlüğün
tolerance
leniency
indulgence
forbearance
lenience
of toleration
hoşgörüsüzlüğü
tolerance
leniency
indulgence
forbearance
lenience
of toleration
hoşgörüsüzlüğe
tolerance
leniency
indulgence
forbearance
lenience
of toleration

Examples of using Intolerance in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Blame ignorance and intolerance.
Cehaleti ve hoşgörüsüzlüğü suçla.
I never dreamed that Starfleet would give in to intolerance and fear.
Yıldız Filosunun hoşgörüsüzlüğe ve korkuya teslim olacağı aklımın ucundan geçmezdi.
There are the party of greed, corruption, intolerance and old ideas.
Onlar hırsın, sapkınlığın, hoşgörüsüzlüğün ve gericiliğin partisi.
the fuelling of national, religious and racial intolerance.
dini veya ırksal hoşgörüsüzlüğün körüklenmesini de yasaklıyor.
When a crime in our midst raises the specter of intolerance.
Aramızda işlenen bir suç, hoşgörüsüzlüğün hayaletini ortaya çıkarttığında.
Tolerance is a mode of appearance of its own opposite, of intolerance.
Yani hoşgörü kendi zıttının,… hoşgörüsüzlüğün görünüm kipidir.
It was a substance that would inhibit different kinds of intolerance.
Farklı türlerdeki duyarlılıkları engelleyici türde bir maddeydi.
Wish I could say I was surprised to hear that kind of intolerance from someone in this town.
Bu kasabadan birinin böyle tahammülsüzce laflar etmesine keşke şaşırabilseydim.
She wanted to escape a life of fear… and judgment, of intolerance.
O korku, yargı ve hoşgörüsüz bir hayattan kaçmak istedi.
That means my intolerance of muslims saved America.
Bu da demektir ki, benim Müslümanlara tahammülsüzlüğüm, Amerikayı kurtardı.
Stuck in an older generation's intolerance.
Eski bir jenerasyonun hoşgörüsüzlüğüne takılmışlar.
I am famous for my intolerance. Yeah, well.
Hayattan beklentilerin nedir?- Evet, hoşgörüsüzlüğüm meşhurdur.
Mom says intolerance has increased under the BJP government.
Annem, BJP hükûmetiyle birlikte tahammülsüzlüğün arttığını söylüyor.
We don't have an intolerance problem here. Except for the one I'm looking at.
Burada toleranssızlık sorunumuz yok, şu an baktığım şey hariç.
Not a wheat intolerance?
Buğday alerjisi değil, değil mi?
Food intolerance causes fatigue.
Yiyecek hassasiyeti yorgunluğa neden olur.
He was against violence, intolerance, war….
Şiddet, hoşgörüsüzlük ve savaştan nefret ederdi.
A world full of fear, hate and intolerance.
Hoşgörüden uzak bir dünya. Korku ve nefret dolu.
And intolerance. A world full of fear, hate.
Hoşgörüden uzak bir dünya. Korku ve nefret dolu.
Intolerance to cold?
Soğuğa karşı hassasiyet.
Results: 126, Time: 0.0558

Top dictionary queries

English - Turkish