LOOMING in Turkish translation

['luːmiŋ]
['luːmiŋ]
yaklaşan
burn
light
fire
torch
incinerate
ignite
kindle
burning
looming
beliren
appeared
pops
looming
when
emergent
yaklaşırken
burn
light
fire
torch
incinerate
ignite
kindle
burning
istenmesine
başgösteren
ufukta beliren

Examples of using Looming in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Just three months later, the country was forced to seek financial assistance from the IMF, the EU and the World Bank to stave off a looming economic crisis.
Bundan sadece üç ay sonra, ülke ufukta beliren ekonomik krizi bertaraf etmek için IMF, AB ve Dünya Bankasından mali yardım almak zorunda kaldı.
He wants Jokowi to know that the Paniai people, aside from living under the looming threat of a rapacious military,
Jokowinin, Paniai halkının zorba askerin yaklaşan tehdidi altında yaşamak dışında,
Spanish power to the south, the looming threat of the Vatican,
güneyde İspanyanın gücü, yaklaşan Vatikan tehdidi,
In the summer of 2016, with the election looming, there was another person who i was just as.
Yazında, seçim yaklaşırken, en az onun kadar kararlı biri daha vardı.
Mary Stuart's Scotland. across the Channel, Spanish power to the south,- Catholic France the looming threat of the Vatican.
Kanalın karşısında Katolik Fransa, güneyde İspanyanın gücü, yaklaşan Vatikan tehdidi, Mary Stuartın İskoçyası.
there was another dark shadow looming nearby. But even though my own darkness.
kendi karanlığım yakınlarda beliren başka bir karanlık gölge vardı.
But even though my own darkness was being lifted, there was another dark shadow looming nearby.
Kaldırılsa bile, Ama kendi karanlığım yakınlarda beliren başka bir karanlık gölge vardı.
With the question of Kosovo's independence looming, Albania is pushing for the province to be included in the Stabilisation and Association Process.
Kosovanın bağımsızlığı konusu gundeme geldikce, Arnavutluk, eyaletin İstikrarı Sağlama ve Bütünleşme Sürecine dahil edilmesi yönünde israr ediyor.
There was another dark shadow looming nearby. But even though my own darkness was being lifted.
Kaldırılsa bile, Ama kendi karanlığım yakınlarda beliren başka bir karanlık gölge vardı.
And the other operation looming a few weeks away, we decided to marry.
Ve birkaç hafta sonra büyük bir ameliyat daha vardı.
And the other operation looming a few weeks away, With our baby
Ve birkaç hafta sonra büyük bir ameliyat daha vardı.
With war looming, you have saddled this nation with a voiceless King.- Fraud!
Dolandırıcılık. Ufukta savaş olasılığı varken siz bu ulusu konuşamayan bir krala… teslim ettiniz!
Fraud. With war looming, you have saddled this nation with a voiceless… King.
Sahtekârlık. Savaş kapıdayken, bu milleti sesi çıkmayan bir kralın… ellerine bıraktın.
You were dumb enough to bang a werewolf chick. Because whatever this thing is that's looming… because… unlike me.
Çünkü benim aksime… sen bir kurt kadınla olacak kadar aptalsın.
See how it's triangulating on me, looming three-dimensional monster before it? trying to get a sense of this immense.
Bakın, nasıl da beni nirengi yapıyor… karşısındaki bu sünmüş, devasa, üç boyutlu… canavardan bir anlam çıkarmaya çalışıyor.
Trying to get a sense of this immense, looming three-dimensional monster before it? See how it's triangulating on me.
Bakın, nasıl da beni nirengi yapıyor… karşısındaki bu sünmüş, devasa, üç boyutlu… canavardan bir anlam çıkarmaya çalışıyor.
Like there's this big thing looming over me and I'm the only one who can see it.
Sanki üzerime çökmüş büyük bir şey var ama onu bir tek ben görebiliyorum.
According to Lawrence Wright(in The Looming Tower) during the 1990s he was involved simultaneously in relationships with three other(named) women, and had told each of them either that he was not married
The Looming Tower kitabının yazarı Lawrence Wrighta göre 1990lar boyunca eş zamanlı olarak üç kadınla ciddi ilişkiye girdiği
all ears,… like the eagle looming… to look for the best woman of all… because we already have the Child.
tüm kulaklar,… beliren bir kartal gibi… en iyi kadını aramak için… çünkü zaten bizim çocuğumuz var. Onu bulduğunda.
Talk of a state of emergency… a vote of no confidence in the Labour Government has been called. local authorities to store waste in car parks… with threats of a looming oil crisis, The continued waste collectors' strike has led.
Çöp toplayıcılarının devam eden grevi yetkilileri çöpleri… petrol krizinin çıkması tehlikesiyle araba parklarında toplamasına… olağanüstü hâl konuşmasına ve… İşçi Partisinde güvensizlik oylaması istenmesine sebep oldu.
Results: 75, Time: 0.091

Top dictionary queries

English - Turkish