TO MAKE A DIFFERENCE in Turkish translation

[tə meik ə 'difrəns]
[tə meik ə 'difrəns]
bir fark yaratmak
to make a difference
bir değişiklik yapmak
fark yaratacak
bir farklılık yapmak
fark oluşturmak
bir fark yaratmaya
to make a difference
bir fark yaratma
to make a difference
bir farklılık yaratmak
to make a difference
farklı olmaya
yapmanız gerek çünkü farklı

Examples of using To make a difference in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
NGOs strive to make a difference.
şahıslar ve STKlar bir fark yaratmaya çalışıyorlar.
This is our chance to make a difference.
Bu bizim zamanımız, bu bir fark yaratma şansımız.
He wanted to make a difference in the world before he died.
Ölmeden önce dünyada iyi bir farklılık yaratmak istedi.
And from that moment, I basically devoted my life to try to make a difference.
Hayatımı adadım. O andan itibaren bir fark yaratmaya.
This is our chance to make a difference. This is our time.
Bu bizim zamanımız, bu bir fark yaratma şansımız.
Together, we tried to make a difference to the world.
Beraber, dünyada bir değişiklik yapmaya çalıştık.
I have been thinking about you wanting to make a difference, help people.
Bir fark yaratmayı, insanlara yardım etmeyi istemeni düşünüyordum.
I just want my work to make a difference.
Çalışmalarımın bir fark yaratmasını istiyorum.
You said you wanted your work to make a difference.
Çalışmalarının bir fark yaratmasını istediğini söylemiştin.
Wanting to make a difference is nice,
Bir fark yaratmayı istemek güzel bir şey
But you think too small. Wanting to make a difference is nice.
Bir fark yaratmayı istemek güzel bir şey ama küçük düşünüyorsun.
To make a difference.
Bir fark yaratmayı.
I guess I try to make a difference.
Sanırım bir değişiklik yapmayı denerim.
Frank, we are trying to make a difference.
Frank, bir değişiklik yapmaya çalışıyoruz.
This is really going to make a difference, Sean.
Gerçekten bir fark yaratmış olacaksın, Sean.
but… Like, wanting to make a difference.
ama…- Bir fark yaratmayı istemek.
She loved to make a difference, but the travel was rough.
Fark yaratmayı seviyordu ama seyahatler zordu.
It's the one thing that I can do myself personally to make a difference.
Fark yaratmak için bizzat yapabileceğim tek şey bu.
I just hoped that maybe you could help me find a way to make a difference.
Ben sadece fark yaratmam için bana bir yol gösterirsin sanmıştım.
They're trying to make a difference in the lives of the animals?
Hayvanların hayatında fark yaratmaya çalışıyorlardı. Ben gidersem Tilikuma kim bakacak?
Results: 308, Time: 0.0656

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish