TYING in Turkish translation

['taiiŋ]
['taiiŋ]
bağlamak
tie
to bind
connecting
putting
attach
binding
strap
to link
bağlayan
connects
linking
ties
binds
keeps
together
bağlarken
bond
connection
link
connective
vineyard
ligature
ligament
attachment
ties
bound
ilişkilendiren
relationship
affair
connection
intercourse
relate
relations
get involved
association
have
link
bağlantısını
connection
contact
link
connectivity
junction
communication
linkage
uplink
nexus
coupling
bağlayıp
and
tied
strapped
put
bound
patch her and
bağlama
tie
to bind
connecting
putting
attach
binding
strap
to link
bağlıyor
tie
to bind
connecting
putting
attach
binding
strap
to link
bağlıyorum
tie
to bind
connecting
putting
attach
binding
strap
to link

Examples of using Tying in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
The shoeprint evidence is the only thing tying the pool boy to the Lamborghini murder.
Ayakkabı izi delili, havuzcuyu Lamborghini cinayetine bağlayan tek şeydi.
And when you catches it,… just try… tying a yellow handkerchief… round your face.
Ve bunu yakalar. Sadece deneyin. Sarı mendil bağlama.
Tying off the artery.
Arterin dışında bağlıyorum.
I mean limited intel Tying our hands.
Demek istediğim, kısıtlı istihbarat da bizim elimizi bağlıyor.
That's it, there's nothing tying us here.
Bu kadar. Bizi buraya bağlayan bir şey yok artık.
Oh, well then I am done tying these little pink bows.
Oh, o zaman bu pembe fiyonkları bağlama işi buraya kadardı.
Tying my shoe.
Ayakkabımın bağcığını bağlıyorum.
Tying him to the crime scene.- But you don't have anything.
Ama elinizde… onu suç mahalline bağlayan hiçbir şey yok.
Tying shoe laces, buttons. Swallowing.
Yutkunma. Ayakkabı bağcıklarını bağlama, düğmeler.
Swallowing. Tying shoe laces, buttons.
Yutkunma. Ayakkabı bağcıklarını bağlama, düğmeler.
I can't find any evidence tying him to the murders.
Onu cinayetlerle ilişkilendirecek hiçbir kanıt bulamadım.
Now the idea is when the tying's being done, you wanna flex your muscles.
Fikir şu, bağlanman bittiği zaman, önce kaslarını esnetmelisin.
Start tying.
Bağlamaya başla.
We need to get some hard evidence tying our vic to one of these women.
Kurbanımızı bu kadınlara bağlayacak sağlam bir kanıta ihtiyacımız var.
You don't think about tying your shoes, right?
Ayakkabını bağladığını düşünmüyorsun, değil mi?
Tying this belt to Mr. Harrington… There is no hard evidence.
Bu kemerin Bay Harringtonla bağını gösteren sağlam kanıt yok.
Tying this belt to Mr. Harrington… There is no hard evidence no DNA, no fingerprints.
Bu kemerin Bay Harringtonla bağını gösteren sağlam kanıt yok.
Tying weights to sink the victim to the seabed.
Kurbanı batırmak için deniz yatağına ağırlıklar bağlamış.
You got your classic showdown at the lake, tying together the past and present.
Göl kenarında klasik gösteriyi kaptın, geçmiş ve günümüzü birbirine bağladın.
This is for tying the noose that they hung me with.
Beni astıkları halatı bağladığın için.
Results: 150, Time: 0.0819

Top dictionary queries

English - Turkish