WANDERING in Turkish translation

['wɒndəriŋ]
['wɒndəriŋ]
gezgin
traveler
wandering
wanderer
rover
explorer
roving
itinerant
navigator
peripatetic
nomad
göçebe
nomadic
wandering
wanderer
migratory
the bedouin
pikey
of nomads
dolaşmak
around
travel
go around
wandering
to wander
walking
strolling
to roam
loitering
gezinen
walking
wandering
floating
crawling
running
roaming
moving
hanging
başıboş
stray
loose
rogue
adrift
unattended
footloose
wandering
unchecked
idle
rambling
avare
drifter
idle
wandering
tramp
vagabond
a wandering
gadabout
stragglers
vagrant
gezinirken
wandering
strolling
when
wandering around
meraklı
curious
curiosity
wonder
worry
just
interest
dolaşan
ki
doo
mi
dolaşıp
ki
doo
mi
dolaştıktan
around
travel
go around
wandering
to wander
walking
strolling
to roam
loitering
dolaşmalarını
around
travel
go around
wandering
to wander
walking
strolling
to roam
loitering
dolaşmamanız
around
travel
go around
wandering
to wander
walking
strolling
to roam
loitering

Examples of using Wandering in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
This is Cynthia. I found her wandering alone in the woods.
Onu ormanda yalnız dolaşırken buldum. Bu Cynthia.
Not Gandalf the wandering Wizard… fireworks? who made such excellent?
Gandalf mı? Şu muhteşem havai fişek gösterileri yapan… gezgin Büyücü mü?
That's the pathetic foreign girl with the wandering eye who sweeps up the hair.
O, meraklı gözlerle saçları süpüren zavallı göçmen kız.
Mysteriously found wandering, dressed in rags, disoriented, incoherent.
Ve tutarsız, esrarengiz bir şekilde gezinirken bulundu. Paçavralar içinde, şaşkın.
The goal of the Wandering Earth Project is to maximize the survival of mankind.
Proje Amaçları'' Gezinen Dünya'' insanlığın hayatta kalmasını en üst seviyeye çıkarmaktır.
And his wandering shadow Draws upon walls.
Ve onun başıboş gölgesi yansıyor duvarlara.
Old man, no wandering today. No, no.
Bugün dolaşmak yok. Hayır, ihtiyar.
Where's our wandering boy?
Bizim avare çocuk nerede?
Miss, I saw you wandering in front of the store.
Bayan, sizi mağazanın önünde dolaşırken gördüm.
And I'm also grateful to you for turning Tom's wandering eye away from my skirts.
Tomun meraklı gözlerini benim eteklerimden uzaklaştırdığın için de teşekkürler.
Have you seen a girl wandering around? Ooh, uh, P-Penelope?
Penelope. Etrafta gezinen bir kız gördün mü?
No, no. Sorry, old man, no wandering today.
Bugün dolaşmak yok. Hayır, ihtiyar.
I found this wandering about outside.
Bunu da dışarıda gezinirken buldum.
profession, just a wandering swordsman.
mesleği olan sadece avare bir savaşçıyım.
Found her wandering in here.
Onu burada dolaşırken bulduk.
Don't leave little Gergő wandering about.
Küçük Gergoyu başıboş bırakma.
Hey, George. You didn't see a dog wandering around here, did you?
Selam George, buralarda dolaşan bir köpek görmedin değil mi?
A solitary, wandering hunter.
Tek başına, göçebe bir avcı.
Mind your wandering eye, you little mollusk.
Meraklı gözlerine dikkat et seni minik yumuşakça.
That you're some wandering mental patient?
Gezinen bir akıl hastası olduğunu mu?
Results: 548, Time: 0.085

Top dictionary queries

English - Turkish