WILL NOT WAIT in Turkish translation

[wil nɒt weit]
[wil nɒt weit]
beklemez
wait
to expect
to await
stand
beklemeyeceğim
wait
to expect
to await
stand
beklemeyecek
wait
to expect
to await
stand
beklemeyecektir
wait
to expect
to await
stand
bekleyemez
can't wait
won't wait
can't expect
don't wait until
he's not gonna wait

Examples of using Will not wait in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
I will not wait.
We will not wait to inherit any wealth.
Herhangi bir servetin bize miras kalmasını beklemeyeceğiz.
Because my evening meal will not wait for you. Hurry up, old man.
Acele et, ihtiyar… zira akşam yemeğimi senin için bekletemem.
Give us the vote. We will not wait any longer.
Bize oy hakkımızı verin! Artık beklemeyeceğiz.
Hurry up, old man… because my evening meal will not wait for you.
Acele et, ihtiyar zira akşam yemeğimi senin için bekletemem.
I will not wait here.
Sizinle geliyorum. Burada beklemem.
My sister's honour will not wait a moment longer.
Kızkardeşimin onuru daha fazla beklemeyecek.
Mr. Brown said to give it to you tomorrow, but I will not wait.
Bay Brown bunu size yarın vermemi istedi, ama ben bekleyemeyeceğim.
Kosovo authorities will not wait for decisions from Belgrade before moving ahead with democratic reforms and the implementation of standards, UNMIK chief Soren Jessen-Petersen said Thursday(4 November) after a series of meetings with Serbian officials.
UNMIK başkanı Soren Jessen-Petersen 4 Kasım Perşembe günü Sırp yetkililerle yaptığı bir dizi görüşme sonrasındaki açıklamasında, Kosovalı yetkililerin demokrasi reformları ve standartları uygulamayı sürdürmek için Belgraddan karar vermesini beklemeyeceklerini söyledi.
And a train won't wait, but a woman will..
Trenler beklemez, kadınlar bekler.
But a woman will. And a train won't wait.
Trenler beklemez, kadınlar bekler.
The herd won't wait.
Sürü beklemeyecek. Devam etmeliyiz.
This won't wait.
Bekleyemez bu.
Oh, Eema, please. The herd won't wait.
Sürü beklemez.- Eema lütfen.
Oh, Eema, please. The herd won't wait.
Sürü beklemeyecek. Eema lütfen.
I got a healthy one in town that won't wait.
Gideyim, beklemez yoksa. Kasabadaki sağlıklı arkadaşıma.
Come, Bassam. The fish won't wait forever.
Hadi Bassam, balıklar bizi sonsuza dek beklemeyecek ya.
But this won't wait.
Ama bu bekleyemez.
Gettys. I won't wait until I'm elected.
Gettys… sizinle uğraşmak için seçilmemi beklemeyeceğim anlaşılan.
Well done, Marcelo. The battle won't wait on anyone, not even for me.
Catisma kimseyi beklemez, beni bile. Aferin Marcelo.
Results: 41, Time: 0.057

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish