YOU ALLOWED in Turkish translation

[juː ə'laʊd]
[juː ə'laʊd]
izin
sign
trace
mark
trail
prints
tracks
scar
footprints
impression
indication
müsaade ettin
letting
excuse
to allow
a moment
olanak sağladın

Examples of using You allowed in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
You allowed all that madness.
O deliliğe izin verdin.
And I'm grateful that you allowed me to take part.
Ve bunda yer almama izin verdiğiniz için minnettarım.
That you allowed her to run the entire show!
Bu şekilde bütün şovu yürütmesine izin verdin!
Yet you allowed him to nearly kill you?.
Ama neredeyse seni öldürmesine izin verdin.
You allowed him to gun down an innocent man.
Masum bir adamı vurmasına izin verdin.
You allowed the Sheriff to take your job.
Şerifin, gelip, işini almasına izin verdin ve hiçbir şey yapmadın.
You allowed yourself to be seduced.
Baştan çıkarılmana izin verdin.
You allowed an assault on your own soldiers.
Kendi askerlerine karşı bir saldırıya izin verdin.
You allowed him to continue to roam these halls as a kingsguard!
Kraliyet muhafızı olarak ortalıkta dolaşmasına devam etmesine izin verdin!
You allowed my enemies to join!
Düşmanlarımın birleşmesine izi verdin!
The ones that think you allowed me to win will have to answer before my sword!
Benim kazanmama izin verdiğini düşünenler kılıcıma cevap vermek durumunda kalacaklar!
I don't believe you allowed this to happen.
Bunun olmasına izin verdiğine inanamıyorum.
You allowed a dream to direct your investigation.
Rüyanızın soruşturmanıza yön vermesine izin verdiniz..
You allowed a human to extinguish his light. And for that privilege.
Izin verdin. Ve bu imtiyaz için… bir insanın onun ışığını söndürmesine.
To extinguish his light. you allowed a human And for that privilege.
Izin verdin. Ve bu imtiyaz için… bir insanın onun ışığını söndürmesine.
And you allowed this man to disarm you and steal Ileandra?
Ve sende bu adamın silahını almasına… ve İleandrayı çalmasına izin mi verdin?
You allowed all this to happen.
Bunların olmasına sen müsaade ettin.
You allowed room for some slosh in your calculations, right?
Hesaplarında biraz çamura yer verdin, değil mi?
You allowed?
İzin verdin mi?
You allowed it!
Yani izin mi verdin?
Results: 103, Time: 0.0558

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish