IZIN in English translation

let
hadi
haydi
müsaade
birak
izin
bırak
ver
bakalım
gidelim
vereyim
permission
müsaade
izin
izni olmadan
izni istiyorum
allow
izin
müsaade
ver
sağlıyor
olanak
verin
permit
ruhsat
izni
izin vermek
bir izin
excuse
bahane
affedersiniz
mazeret
afedersiniz
müsaade
bağışlayın
affedin
mazur
bir özür
pardon
warrant
emir
yetki
izni
izin
fermanını
clearance
yetki
izni
izin
geçiş
erişiminizi
tasfiye
giriş
consent
rıza
onay
razı
kabul
izin
izni
tasdiknameyi
allowed
izin
müsaade
ver
sağlıyor
olanak
verin
letting
hadi
haydi
müsaade
birak
izin
bırak
ver
bakalım
gidelim
vereyim
lets
hadi
haydi
müsaade
birak
izin
bırak
ver
bakalım
gidelim
vereyim
allowing
izin
müsaade
ver
sağlıyor
olanak
verin
allows
izin
müsaade
ver
sağlıyor
olanak
verin
permitted
ruhsat
izni
izin vermek
bir izin

Examples of using Izin in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Bana ne bu konuda izin verdi ne de telkinde bulundu.
Or consult me in any form. She did not give her consent.
Ama halen gemiden kalkmak için izin gerekli olacak.
But we're still gonna need clearance to get off the ship.
Nicole. Sean ve bana bir dakika izin verir misin?
Could you excuse sean and me for a moment? nicole?
Yalnızca hayatın tehlikedeyse bunu yapmana izin verildi!
You're only permitted to do that when your life is in danger!
Sigara içmek için de mi izin lazım? Ne?
What, do you need clearance to smoke, too?
Kız kardeşimi istismar etmeleri için onlara izin vermeyeceğim.
I won't give them an excuse to abuse my sisters.
Oraya gidip onun kıçını tekmelersen ben izin veriyorum.
You have my consent if you go out there and whip his ass.
Ve jürinin, böylesine zarar verici bir kanıtı duymasına izin verilmemeli.
And the jury should not be permitted to hear something so prejudicial.
Duruşma yarın sabah 9da, ama ertelenmesine izin verebiliriz.
But we might consent to a postponement. The hearing is at 9:00 tomorrow morning.
Teğmen Uhura, Gideondan son izin çıktı mı?
Lieutenant Uhura, do we have final clearance from Gideon?
Ama Kutchtan gelen kamyonlara izin veren Emin değilim.
That came from Kutch. but Parulkar might have given clearance for the truck… I'm not sure.
O aya medikal tim göndermek için… amiralden izin almak istiyorum.
I want to get clearance from the admiralty to send a medical team back to that moon.
Yada bana sormadı. Herhangi bir biçimde bana izin vermedi.
She did not give her consent or consult me in any form.
Evet. Komitenin tavsiye ve izin için geldiğini sanıyordum.
Yes. I thought the Committee was brought in for advice and consent.
Nora, burada kalmama izin veriyorsun. En azından bunu yapabilirim.
Nora, you're letting me live here. It's the least I can do.
Ama kariyerini etkilemesine izin veriyorsun, bu vahim.
But you're letting it interfere with your career, and that is fatal.
Pekala, gitmesine izin veriyorsan sana söyleyeceğim.
All right, I will tell you if you let him go.
Kaçmasına izin veriyorsunuz. Direksiyonum kötüdür.
You're letting him get away. My handle was bad.
Kaçmasına izin veriyorsunuz. Direksiyonum kötüdür.
My handle was bad. You're letting him get away.
Nasıl izin verebilirsin? Donnie, nişanlınla böyle konuşmasına?
Donnie, how can you let him talk to me like that, your fiancée?
Results: 31567, Time: 0.0451

Top dictionary queries

Turkish - English