AKAN in English translation

flow
akışı
akış
akar
akıntı
bir akış
akan
akım
akımını
dolaşımını
akisini
running
kaç
kaçmak
koşar
idare
aday
kos
kaçar
koş
koşun
kaçın
runny
cıvık
sulu
akıyor
akan
akıntısı
sümüklü
rafadan
pişmiş
akan
streaming
dere
akışı
akıntı
akarsu
akış
akımı
nehri
akımının
yayın
bir ırmak
trickle
akan
damlalar
sızmak için
flowing
akışı
akış
akar
akıntı
bir akış
akan
akım
akımını
dolaşımını
akisini
flows
akışı
akış
akar
akıntı
bir akış
akan
akım
akımını
dolaşımını
akisini
runs
kaç
kaçmak
koşar
idare
aday
kos
kaçar
koş
koşun
kaçın
flowed
akışı
akış
akar
akıntı
bir akış
akan
akım
akımını
dolaşımını
akisini
streams
dere
akışı
akıntı
akarsu
akış
akımı
nehri
akımının
yayın
bir ırmak
ran
kaç
kaçmak
koşar
idare
aday
kos
kaçar
koş
koşun
kaçın
trickling
akan
damlalar
sızmak için

Examples of using Akan in Turkish and their translations into English

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Güneye doğru akan suları, üstünde yüksek dağları.
Water flowed southwards with high mountains above.
Ormanın içinden akan nehrin kıyısında.
Of a river that runs through the forest.
Akan, sanal bir burun için sanal mendiller.
Holographic tissue paper for a holographic runny nose.
Akan bir megaloman,
Akan's a megalomaniac,
O damarlarda akan güçle neler yapabilirdim neler.
What I could do with the power that flows through those veins.
Vadide akan, küçük bir… dere varmış. Vadide.
In the valley, there flowed a small stream In the valley.
Bu şekilde akan bir nehir, yatağını değiştirebilir.
A river that runs like this can change its course.
O zaman sunağın çevresine akan su hendeği doldurdu.
And the water ran round about the altar; and he filled the trench also with water.
Akan burun, sulu gözler.
Runny nose, watery eyes.
Henry. Akan çoktan başladı.
Henry. Akan's already started.
Bacağımdan aşağıya doğru akan bir ıslaklık vardı.
There was actually moisture trickling down my leg.
Damarlarından akan kan gibi… hayat umudunun yok oluşunu izlemek.
To watch as the blood flows from his veins and savor his ever-fading hope for life.
Birlikte akan dereler.
Streams that flowed together.
Budur damarlarından akan özgürlüğün nedeni.
It accounts for the freedom that runs in his blood.
Bir zamanlar avuçlarımın içinde tuttuğum ve arasından nehirler akan dağlarım vardı.
Once I had mountains in the palm of my hand and rivers that ran though.
Akan tarafından haksızlığa uğrayan sadece sen değilsin.
You're not the only one wronged by Akan.
Artık akan burun yok.
No runny nose anymore.
Evet, yokuş aşağı akan su gibi.
Y-yes, like water trickling downhill.
Yeşil çim ve beyaz boyalı ev ile ve tüm yıl boyunca akan su.
And water that runs all year round. With green grass and white painted house.
Şehri sağlamak için dağdan aşağı akan su üzerinde.
On the water that flows down the mountain to supply the city.
Results: 1058, Time: 0.0504

Akan in different Languages

Top dictionary queries

Turkish - English