A MINUTE in Turkish translation

[ə 'minit]
[ə 'minit]
bir dakika
minute
wait
moment
just a moment
second
hold
bir saniye
second
wait
sec
just a moment
minute
one sec
just a sec
hold
for a moment
just a minute
bir dakikan
minute
wait
moment
just a moment
second
hold
bir dakikanız
minute
wait
moment
just a moment
second
hold
bir dakikadan
minute
wait
moment
just a moment
second
hold

Examples of using A minute in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Wait a minute. That's the rabbi from Elaine's building.
Elainein binasında oturan haham. Dur bir saniye.
Start searching. Do you have a minute, sir?
Bir dakikanız var mı, efendim? Aramaya başlayın?
All I wanted was to sleep in my own bed.- Wait a minute.
Tüm istediğim kendi yatağımda uyumaktı. Bekle bir saniye!
Start searching. Do you have a minute, sir?
Aramaya başlayın. Bir dakikanız var mı, efendim?
Wait a minute.
Bekle bir saniye.
Do you have a minute, sir? All right then, start searching.
Bir dakikanız var mı, efendim? Aramaya başlayın.
Nyssen.-Would you have a minute for me?
Bir dakikanız var mı?- Nyssen?
Do you have a minute to save a child's life? Hello.
Bir çocuğun hayatını kurtarmak için bir dakikanız var mı? Merhaba.
I owe you one. Got a minute, Mr. Kim?
Sana borçlandım. Bay KIM, bir dakikanız var mı?
You two have a minute to chat about the Klesco Oil attack?
Siz ikiniz Klesco Oil saldırısı hakkında konuşmak için bir dakikanız var mı?
Excuse me, do you have a minute to talk about the blood drive?
Pardon, kan bağışı hakkında konuşmak için bir dakikanız var mı?
Quarter of a minute?
Bir dakikanın çeyreği?
His time is worth $1,000 a minute.
Onun zamanının bir dakikası 1000 dolar değerinde.
Wouldn't that be kind of wasting a minute?
Bu, o bir dakikayı boşa harcamak olmaz mı?
You're just gonna have to wait here for a minute alright?
Bir dakikacık burada beklemelisin, tamam mı?
Wallow with me here a minute.
Bir dakikacık, benimle birlikte debelenin.
It will just take a minute.
Sadece bir dakikamızı alır.
Lieutenant, I don't think Emily Barlow has a minute.
Komiserim, Emily Barlowun bir dakikası bile yok bence.
We're under a minute, Dick, and Times Square is raring to go.
Bir dakikanın altındayız Dick ve Times Square gitmek için çok istekli.
Everybody has a minute.
Herkesin bir dakikası vardır.
Results: 18484, Time: 0.0443

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish