ACUTE in Turkish translation

[ə'kjuːt]
[ə'kjuːt]
akut
acute
keskin
sharp
keen
pungent
acute
tangy
snipers
chiseled
acrid
blunt
bladed
ağır
heavy
heavily
severe
hard
slow
badly
massive
harsh
gravely
critically
aşırı
extreme
too
excessive
super
overly
very
extremist
so
incredibly
intense
şiddetli
violence
violent
abuse

Examples of using Acute in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
All that stuff in the garage… basically an acute stress reaction.
Bütün garajda olanlar temelinde aşırı stres etkisiymiş.
Course the doctors here give it all kinds of fancy names. Acute ego psychosis.
Tabi, doktorlar süslü isimler vermişler şiddetli kişilik psikozu.
Yes, the major's death occurred as a result of acute organ failure.
Evet, binbaşının ölümü, şiddetli organ yetmezliği sonucunda olmuş.
Of losing a beloved wife. Sir George is clearly suffering from the acute distress.
Sör Georgeun sevdiği karısını kaybettiği için şiddetli stres yaşadığı ortada.
Dehydration led to an acute bout of paranoia.
Susuzluk şiddetlik bir paranoya krizine yol açmıştı.
I think so, but I have never seen it so acute.
Şiddetlisini görmemiştim. Galiba ama bu kadar.
I think so, but I have never seen it so acute.
Galiba ama bu kadar şiddetlisini görmemiştim.
The pain is so acute.
Acısı çok şiddetlidir.
Normal albumen levels point toward acute.
Normal olan albümin seviyesi akuta doğru ilerliyor.
it was abrupt and acute.
ani ve şiddetliymiş.
We have turned your retainer into a personal listening device… with acute directional capabilities.
Senin hizmetçini hassas yön kapasiteli… kişisel dinleme cihazına dönüştürdük.
And finally, acute renal failure and….
Ve son olarak, ani böbrek yetmezliği ve….
Acute PRCA is caused by drugs, most commonly, EPO.
Kronik olmayan aplastik anemiye ilaçlar neden olur. Çoğunlukla da, EPO.
We all thought Jeff's was acute because it happened right in front of us.
Jeffte kronik olmayan türü olduğunu sandık. Çünkü olay gözümüzün önünde cereyan etti.
Please, you wish you had my acute observational skills.
Lütfen, bende ki güçlü gözlemleme becerisinin sende de olmasını diliyorsun.
Acute conditions limit us to toxins, infections.
Akut olması bizi toksin ve enfeksiyonla sınırlandırıyor.
He has an acute sense of observation.
O güçlü bir gözlem duygusuna sahiptir.
A cement block remained between two brick walls, converging at an acute angle.
Dar açıyla bir birine yaklaşan iki tuğla duvar arasından çimento bir blok günümüze ulaşmıştır.
He seems to be suffering from acute sleep deprivation.
Anlaşılan yoğun uykusuzluk çekiyor.
These symptoms, would you characterise them as acute or somatic?
Bu semptomları akut mu yoksa somatik olarak mı değerlendiriyorsunuz?
Results: 885, Time: 0.0783

Top dictionary queries

English - Turkish